Tıpkı dünyaya geldiğimiz anda olduğu gibi, ölürken de bilmediğimiz şeyden korkarız. Oysa korku, gerçeklerle hiç ilgisi olmayan içsel bir şeydir. Ölmek de doğmak gibidir. Bir değişimden başka bir şey değildir.
Ona acınası hilesini anlattı, hem görmeye çalışıp hem de görmemek için gözlüğünü çıkarışını, onsuz geçen günleri anlattı. Yüreği olgun bir meyve gibi açılıyordu.
Bu erişkinlik miydi, yoksa tam tersine bir türlü büyüyememenin, sağduyulu davranamamanın tükenmişliği miydi? Sebep ne olursa olsun, hakikat o daha tahta kapıyı aşmadan kendisini gösterdi. Denemişti. Gözlüğünü çıkarmış, başka bağlar kurmuş, başka birlikteliklerle, etkinliklerle günlerini doldurmuştu. Nasıl gerekiyorsa öyle kavga etmişti, muğlak bir bölgeyle yetinmiş, uykusuz gecelerinde yatağının yanına yaklaşmamayı başarmıştı.