İnsanın yapıcı eğilimlerini yıkıcı olanlara egemen kılabilmesi ancak diğer insanlara da bir şeyler verebilmek için çaba gösterdiğinde gerçekleştirilebiliyor. Ama birçok insan incinmekten korktuğu için bunu, diğer insanlardan kendisini soyutlayarak kendi içinde ve tek başına başarabileceği sanısına kapılıyor; kimi ise ‘’verme’’ kavramını yanlış yorumladığı için bu konuda başarılı olamıyor.
‘’Önce kendine, sonra başkalarına’’ ilkesi ilk bakışta bencilce bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ne var ki, insan ancak kendine verebildiğinde diğer insanlara da ‘’gerçek anlamda’’ verecek şeyi olur.
Sürekli görkem ya da kusursuzluk bir ütopyadır. Kusursuzluğun tanımı yapılabilmiş olsaydı, bu tanımdaki ölçütlere uyan kişi herhalde çok sıkıcı olurdu. Kusursuz olmaya çalışanlar bile öyle olduktan sonra!..
Bir insan diğer insana aşırı oranda bağımlıysa bu onun kendi varoluş sorumluluğunu üstlenmekten kaçındığını gösterir. Böyle biri diğer insana muhtaç olduğu oranda ona yönelik düşmanca duygular taşır.