Öncelikle bir konu olarak "transhümanizm" nasıl gündeminize geldi? Niçin bu konuda çalışmaya gerek gördünüz?
Ben, felsefenin sadece akademik bir uzmanlaşma alanı değil aynı zamanda mizaçla ilgili bir meşguliyet olduğunu düşünüyorum. Zira felsefe tercihim de, mizacım ile ilgili bir tercih olmuştu. Gerek lisans yıllarındaki okumalarımı gerekse lisansüstü çalışmalarımı mizacım yönlendirdi diyebilirim. Lisans yıllarında aykırı fikirleri, aykırı konuları okumak benim için son derece ilgi çekici bir durumdu. Yüksek lisans tez konum Baudrillard ve doktora tez konum olan Hume, iki aykırı filozof tipiydi. Zira ikisi de çağını aşan şeyler söyleyen kişilerdi.
Baudrillard okumalarım, transhümanizme beni yönlendiren bir etken oldu. Peki Baudrillard, neden böyle bir konuya yönlendirdi? Öncelikle “simülasyon dünyasına girdiğimize” dair ifadeleri bununla birlikte arkasından sibernetik devrimin geleceğine dair işarette bulunması önemli etkendi. Diğer bir etken; Batı düşüncesinin ilerlemeci ruhunun burada kalmayacağını, devam edeceğini ve bunun bir kontrol mekanizmasının da olmadığını söylemesidir. Baudrillard benim için bir işaret fişeğiydi. Ayrıca bir filozof veya felsefecinin, çağının durumunu veya ruhunu kavramakla mükellef olduğunu düşünüyorum.
İlk olarak 8 yıl önce çalışmaya başladığım transhümanizm, hem çağın hem de insanın durumuna ilişkin süreci en iyi tanımlayan bir akımdı. O yıllarda Türkiye’de bu konunun hiç çalışılmamış olmaması da bu konuyu çalışmamın diğer nedeniydi. Ayrıca ben, interdisipliner okuma ve çalışmanın önemli olduğunu düşünen bir felsefeciyim. Nano-teknoloji, Biyoteknoloji, Enformasyon Teknolojisi ve Bilişsel Bilim gibi bilim ve teknolojilere dayanan Transhümanizm, başta felsefe olmak üzere sosyal, tıp ve mühendislik bilimleriyle ilgili bir alan.