Siz hiç Trenlerin arkasına takıldınız mı? Tranvayların, kamyonların?.. Sapsarı ışıklar uzun bir çizgi gibi gözlerinizi kamaştırır. Rüzgâr saçlarımı ikiye böldüğünde hep annem ve babamla luna parktaymışım gibi hayâl ederim, hızlı trendeyim, çığlık atıyorum, bir el sıkıca tutuyor elimden....Kâğıt helvalar, pamuk şekerler...Şehrin sarı ışıkları, luna parkın ışıklarına benzemiyor mu abiler?
Bu şehrin her köşesinde bir hikâye çamura bulanmıştır, sızıp kalmıştır anadın mı? Kimin bir dilim ekmeği varsa, üstüne alacak bir karton kutusu, işlem tamamdır abiler.
İşte şurada yatan İstanbullu, anası babası zelzelede ölmüş, yurtlarda da tutunamayınca kaçmış buralara sığınmış.Biraz kirli çıkıdır, kesesini Allah bilir.Aklı sıra bir köfte arabası alacak, ölme eşşeğim ölme.
Şu sayıklayan Hobit, gerçek ismini kendisi de bilmez, yaratılıştan küçük biraz, aklı kadar boyu uzamamış anadın mı...İyi çocuktur, lâkin biraz konuşkan, hele bir vukuat gördü mü, üç gün anlatır üstüne...Katar da katar... Kafa mı bırakır böylesi insanda abiler...
Şu büzüşmüş yatan kibar ali, kimi bulsa derdini dinler, ciğerlidir de haaa, ne icab ederse...Vicdanlı olmak güzel şey be abim.Bir abisi var ara da sırada gelir görür bizi, elbise, ayakkabı getirir.Fabrikaya girmiş dediler, günahı boynuna...
Şu sarı kafalı cino, pek hünerli kağıt toplamakta, biz günü yarılamadan o üç günlük hasılatla gelir, biraz çoktur gideri.Amma türküye bir asıldı mı, ağlatır vicdansız herkesi...Bir hayırsız babası var, hergün karakoldan çağırırlar. Bu mu onun babası? Babalık bu mudur abiler?
Şu gariban da sulu göz arda, bakmayın isminin asortik olduğuna, Galatasaray aşığıdır kendisi, para toplar göndeririz aramızda, sahaya mahaya değil haa, bir kahvede sandalyeye ilişsin yeter, o kadar para ne gezer bizde abiler.Ama yemin olsun,