Pekala... Kitabı sevip sevmediğimden emin olamıyorum. Düşününce okurken bulduğum negatif yanlar, pozitiflerden çok ama buna rağmen kitabı sevmediğimi söyleyemem. Konusundan biraz bahsetmem gerekirse: Genç bir kızımız var, babası devletin adamları tarafından idam ettiriliyor, kızımız da intikam yemini ediyor, yaşlı bir adam tarafından yeterince eğitildikten sonra bir tür suikast okuluna gönderiliyor.
Kitaptaki evreni sevdim, yaratılan ortamın “gotik” havası oldukça hoştu. Ama yazarın yazma biçimi ve sayfaların yarısını kaplayan dipnotlar... Yazar, okuyucuyla konuşurmuş gibi yazmış ve sık sık bizim “Amerikan esprileri” olarak adlandırdığımız, gerçekte o tür bir durumda asla söylenmeyecek esprilerle doldurmuş kitabı. Bazıları bu yazım biçimini seviyor ama ben bir yerden sonra “eğer bu yazar bir kez daha ‘ah, kızlar’ ile başlayan bir cümle kurarsa intihar edeceğim” diyecek hale geldim kitabı okurken.
Ve şu dipnotlar... “Ah kızlar, şu dipnotlar!” Hiç şaka yapmıyorum, bazı sayfalarda sayfanın yarısından fazla dipnot vardı. Yarattığı evrenle ilgili bilgileri (tarihi olayları vb) bu dipnotlara sıkıştırmış. Normalde fantastik evrenlerle ilgili bilgi okumayı severim ama bu şekilde olması hiç hoşuma gitmedi. Yazar, o bilgileri hikayenin içine sokamamış sanki de o yüzden dipnotlara koymuş. Ne yalan söyleyeyim, bir noktadan sonra o dipnotları okumayı bile kestim.
Kitapta öyle büyük bir “plot twist” veya şaşırtıcı çok bir şey yoktu. Daha kitabın başından olacak şeyleri kısmen tahmin edebilmiştim, buna rağmen olayların gidişatı beni yine de tatmin etti.
Şimdi gelelim, sadece kitabı okumuş olanların okumasını rica edeceğim sürprizbozan (spoiler) içeren eleştirilerime.
Mia’nın karakteri tam oturtulamamış gibi, fazla çalkantılıydı. Duygusuz biri miydi yoksa aşırı mı duygusaldı?
“Her gücün bir bedeli vardır. Hepimiz bedel öderiz. Sözcülerinki açlıklarıdır. Dokumacılarınki güçsüzlükleri. Ve Karanlık’ı çağıranlarınki...” Drusilla Mia’nın gölgesine baktı. “...eh, önünde sonunda Karanlık’ın da onları çağırması.”