Birey, ekonomik ve siyasal bağların boyunduruğundan kurtulmuştur. Yeni dizgede oynadığı etkin ve bağımsız rol sayesinde olumlu özgürlük de kazanmışur. Ama aynı anda, kendisine eskiden güvenlik ve ait olma duygusu veren bağlar da çözülmüştür. Yaşam artık merkezini insanın oluşturduğu kapalı bir dünyada yaşanma maktadır; dünya sınırsız, aynı zamanda da tehdit edici hale gelmiştir. Kapalı bir dünyadaki sabit yerini yitirmekle insan, yaşamının anlamı sorusuna vermeye alıştığı yanıtı da yitirir: bunun sonucu olarak, kendisi ve yaşamdaki amacı konusunda kuşku düşmüştür içine. Kişiliğini aşan çok büyük güçler tarafından, sermaye ve pazar tarafından tehdit edilmektedir. Herkes bir potansiyel rakip olduğundan, çevresindeki insanlarla olan ilişkisi, düşmansı ve yabancı bir ilişkidir artık; özgürdür, yani yalnız, soyutlanmış ve dört bir yandan gelen tehditlerin ortasındadır. Rönesans kapitalistinin elindeki servet ve güç onda olmadığından, ayrıca insanlarla ve evrenle bir olma duygusunu da yitirdiğinden, bir bireysel hiçlik ve çaresizlik duygusu sarar içini. Cennet, bir daha bulunmamak üzere yitirilmiştir, birey tek başına, dünyaya
karşı durmaktadır—sınırsız ve tehdit edici bir dünyaya fırlatılmış bir yabancıdır o. Yeni özgürlük, derin bir güvensizlik, güçsüzlük, kuşku, yalnızlık ve kaygı yaratacaktır. Bireyin başarıyla ayakta durabilmesi için, bu duyguların hafifletilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, insanın bireyleşmesi sürecinin tümünün dayandığı ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullar, az önce söz edilen anlamdaki bir bireyselliğin gerçekleşmesi için gerekli tabanı oluşturmuyorsa, ve aynı zamanda insanlar kendilerine güvenlik veren o bağşaşı yitirmiş bulunuyorsa, bu boşluk, özgürlüğü çekilmez bir yük hale getirir. Bu durumda özgürlük, kuşkudan farksızdır, yaşam anlamsız ve yönsüzdür. Bu türden bir özgürlükten kaçmak ve bireye —onu özgürlüğünden yoksun bırakması pahasına— kuşkularından, belirsizlik duygusundan kurtulma umudu veren bir dünyayla ve insanlarla şöyle ya da böyle bir ilişki kurmaya ya da boyun eğmeye sığınmak durumunu yaratan güçlü eğilimler ortaya çıkar.
Bireyleşmenin gelişmesi yönünde atılan her adım, insanların karşısına yeni güvensizlikler çıkarır. Sakatlanmış olan ilk bağlar, onarılamaz, cennet bir kez yitirildi mi, insan ona dönemez. Bireyleşmiş insanın dünyayla ilişkisinin gerçekleşmesi için olası tek bir çözüm, üretken tek bir çözüm vardın onu ilk bağlarıyla değil, özgür ve bağımsız bir birey olarak dünyayla birleştiren kendiliğinden etkinliği gerçekleştirmek, sevmek, çalışmak, ve bütün insanlarla etkin bir dayanışma içinde olmak
Dünyayla kurulan bağ soylu bir bağ da olabilir, önemsiz, değersiz bir bağ da: ne var ki, en değersiz bir kalıba bağlı olmak bile, yalnız olmaya kat kat yeğlenir.
Din ve ulusalcılık, ya da ne kadar saçma ve aşağılayıcı olursa olsun herhangi bir gelenek, bireyle başkaları arasında bağ kuruyorsa, insanın en çok korktuğu şeyden, soyutlanmaktan kaçıp dört elle sarılacağı sığınaklardır.