Birey, ekonomik ve siyasal bağların boyunduruğundan kurtulmuştur. Yeni dizgede oynadığı etkin ve bağımsız rol sayesinde olumlu özgürlük de kazanmışur. Ama aynı anda, kendisine eskiden güvenlik ve ait olma duygusu veren bağlar da çözülmüştür. Yaşam artık merkezini insanın oluşturduğu kapalı bir dünyada yaşanma maktadır; dünya sınırsız, aynı zamanda da tehdit edici hale gelmiştir. Kapalı bir dünyadaki sabit yerini yitirmekle insan, yaşamının anlamı sorusuna vermeye alıştığı yanıtı da yitirir: bunun sonucu olarak, kendisi ve yaşamdaki amacı konusunda kuşku düşmüştür içine. Kişiliğini aşan çok büyük güçler tarafından, sermaye ve pazar tarafından tehdit edilmektedir. Herkes bir potansiyel rakip olduğundan, çevresindeki insanlarla olan ilişkisi, düşmansı ve yabancı bir ilişkidir artık; özgürdür, yani yalnız, soyutlanmış ve dört bir yandan gelen tehditlerin ortasındadır. Rönesans kapitalistinin elindeki servet ve güç onda olmadığından, ayrıca insanlarla ve evrenle bir olma duygusunu da yitirdiğinden, bir bireysel hiçlik ve çaresizlik duygusu sarar içini. Cennet, bir daha bulunmamak üzere yitirilmiştir, birey tek başına, dünyaya
karşı durmaktadır—sınırsız ve tehdit edici bir dünyaya fırlatılmış bir yabancıdır o. Yeni özgürlük, derin bir güvensizlik, güçsüzlük, kuşku, yalnızlık ve kaygı yaratacaktır. Bireyin başarıyla ayakta durabilmesi için, bu duyguların hafifletilmesi gerekmektedir.