Bununla birlikte, insanın bireyleşmesi sürecinin tümünün dayandığı ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullar, az önce söz edilen anlamdaki bir bireyselliğin gerçekleşmesi için gerekli tabanı oluşturmuyorsa, ve aynı zamanda insanlar kendilerine güvenlik veren o bağşaşı yitirmiş bulunuyorsa, bu boşluk, özgürlüğü çekilmez bir yük hale getirir. Bu durumda özgürlük, kuşkudan farksızdır, yaşam anlamsız ve yönsüzdür. Bu türden bir özgürlükten kaçmak ve bireye —onu özgürlüğünden yoksun bırakması pahasına— kuşkularından, belirsizlik duygusundan kurtulma umudu veren bir dünyayla ve insanlarla şöyle ya da böyle bir ilişki kurmaya ya da boyun eğmeye sığınmak durumunu yaratan güçlü eğilimler ortaya çıkar.
Bireyleşmenin gelişmesi yönünde atılan her adım, insanların karşısına yeni güvensizlikler çıkarır. Sakatlanmış olan ilk bağlar, onarılamaz, cennet bir kez yitirildi mi, insan ona dönemez. Bireyleşmiş insanın dünyayla ilişkisinin gerçekleşmesi için olası tek bir çözüm, üretken tek bir çözüm vardın onu ilk bağlarıyla değil, özgür ve bağımsız bir birey olarak dünyayla birleştiren kendiliğinden etkinliği gerçekleştirmek, sevmek, çalışmak, ve bütün insanlarla etkin bir dayanışma içinde olmak
Dünyayla kurulan bağ soylu bir bağ da olabilir, önemsiz, değersiz bir bağ da: ne var ki, en değersiz bir kalıba bağlı olmak bile, yalnız olmaya kat kat yeğlenir.
Din ve ulusalcılık, ya da ne kadar saçma ve aşağılayıcı olursa olsun herhangi bir gelenek, bireyle başkaları arasında bağ kuruyorsa, insanın en çok korktuğu şeyden, soyutlanmaktan kaçıp dört elle sarılacağı sığınaklardır.
insanlar arasındaki ayrımları oluşturan şiddetli arzular ve kişilik özellikleri, büyük ölçüde esnektir, kalıba sokulabilirler. Sevgi, yıkıcılık, sadizm, boyun eğme eğilimi, iktidar hırsı, umursamazlık, kendini soyutlama, kendini büyütme isteği, tutumluluk tutkusu, duyusal zevkleri yaşama geçirme ve duygusallıktan korkma, bu özelliklerdendir, insanda bulunan bu ve daha birçok şiddetli arzu ve korkular, belli yaşam koşullarına birer tepki olarak gelişmektedirler. Bunlar özellikle esnek değildir, çünkü bir kere bir insanın kişiliğinin bir parçası haline geldiler mi, kolayca yok olmaz, ya da bir başka itkiye dönüşmezler. Ama bireylerin, özellikle çocukluklarında, kendilerini içinde buldukları yaşam şekli bütününe uygun olarak şu ya da bu gereksinimi geliştirmeleri anlamında esnektirler. Bu gereksinimlerin hiçbiri, insan doğasında doğuştan var olan ve bütün koşullar altında gelişip doyurulmak durumunda olan özelliklermişçesine değişmez ve katı değildir.