holyece

holyece
Bir zamanlar küçücük ellerimle büyük yükler taşırdım. Oyuncaklar yerine sorumluluklarım vardı; yaşım kadar neşeli değil, yaşımın ötesinde ciddiydim. Gülmem gerekirdi bazen, ama annemin yorgunluğunu, babamın öfkesini ya da evin eksiklerini daha çok hissederdim. Çocukluk, omuzlarıma erken çökmüş bir gölge gibiydi. Büyüdüm. Ama garip bir şekilde büyürken küçüldüm. Şimdi daha az şey taşımaya gönüllüyüm. Sınırlarım var artık. Herkese yetmeyen, her yere yetişmeyen, bazen sadece kendini düşünen bir kadınım. Ve buna rağmen, belki de ilk kez kendime daha yakınım. Eskiden her eksik yere kendimi yamardım. Şimdi bazı boşlukların öylece kalmasına razıyım. Her şeyi üstlenmek değil artık meselem; bazen bir şeyin uzağında durmak, içimdeki yorgun çocuğa “artık senin sırtında değil” demek istiyorum. Sınırlı mıyım? Belki... Ama o sınırlarda ilk kez kendimi koruyorum. Kendim için, kendim kadar, kendimce yaşıyorum. Ve belki de bu : en ağır yükten, en gerçek özgürlüğe çıkan yoldur? ⸻
1000Kitap
Reklam
Astrea
Bazı görüntüler vardır, zihne kazınır… Geçip gitmez, silinmez, durmadan geri gelir. Benim için o görüntü şeffaf bir poşetin içindeki balık. Canlı… Nefes alıyor… Kıpırdıyor. Ama özgür değil.
1000Kitap
Bazen bir yorgunluk çöküyor omuzlarıma; bedensel değil, daha çok ruhun kamburlaşması gibi… İnsan kendi içine doğru yürüyünce, yol uzuyor. Her adımda bir başka “neden?” takılıyor ayaklarıma. Cevap yok. Sessizlik var. Anlam verilemeyen bakışlar, yarım kalan cümleler ve yutulan gözyaşları… Kelimeler boğazıma diziliyor, anlatamıyorum. Ne hissettiğimi ben bile çözememişken, nasıl anlatayım ki? Düşüncelerim dağınık, duygularım karışık. Anlatmak istiyorum, evet… Ama anlatmak, anlaşılmayı garantilemiyor. Anlaşılmamak… En çok o yoruyor insanı. Bir yabancı gibi hissettiriyor, en tanıdık kalabalıkların içinde bile. Gülümsediğin insanlar, aslında ne kadar uzakta… Eller uzanıyor ama değmiyor. Herkes dinliyor gibi ama kimse duymuyor. Çünkü insanlar çoğu zaman yalnızca kendilerini anlamakla meşgul. Bazen öyle zamanlar oluyor ki, sanki dünya üzerime eğiliyor. Her şey çok fazla, bense hep biraz eksik. Yetersizlik hissi, içimde ince ince büyüyor. Ne yapsam, ne söylesem… Yetmiyor. Kendime bile yetemiyorum. Aynaya bakınca bir yabancı görüyorum. Yorgun bir çift göz ve içinde sönmeye yüz tutmuş bir ışık… İnsanları anlayamıyorum artık. Belki de onlar da beni anlayamıyor. Belki hepimiz kendi yalnızlığımızda yankılanan sesleriz sadece. Uğultular içinde kaybolmuş çığlıklar gibi… Ama hâlâ susmuyorum. İçimden geçenleri yazıya döküyorum. Çünkü bazen kelimeler, en azından biraz olsun, bizi taşıyor. Anlatamadıklarımızı fısıldıyor… Ve belki, bir gün, bir yerde… Birileri okurken tam da aynı yorgunluğu hissederse, bilirim ki yalnız değilim. ⸻
Bir an önce hayatını değiştirme isteği sadece ölüm korkusundan değil, değerli hiçbir şey yapmadan göçüp gidecek olmasından kaynaklanıyordu belki de.
Mutluluk
Mutluluk
Alıntı