holyece

holyece
Bazen her şey yolundaymış gibi görünür… Ama içimde bir şey hep yarım. Sanki hayat, tam olmaya niyeti olmayan bir hikâye gibi
1000Kitap
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Ömür Hanım,
Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı- maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü- rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki? Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı- rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm. Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so- kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?
Şükrü Erbaş
Şükrü Erbaş
,
Bütün Şiirleri 2
Bütün Şiirleri 2
1000Kitap
Hayatın yorgunluğu
Hayat… Ne kadar kısa, ne kadar uzun bir serüven. Adeta ince bir ip üzerinde yürüyen cambaz gibi dengeyi bulmaya çalışırken her adımda biraz daha yorulduğumu hissediyorum. Sabahları güneşin doğuşuyla
1000Kitap
Eskiden kendimi lanetli gibi hissederdim. Sanki üzerimde görünmeyen bir gölge vardı, gittiğim her yere sinsice eşlik eden… Ne kadar çabalasam da ters giden bir şeyler hep olurdu. Ya bir kapı yüzüme kapanırdı ya da en çok güvendiğim biri sessizce sırtını dönerdi. Neden ben? sorusu öyle tanıdıktı ki artık içimde yankılanmaktan yorgun düşmüştü. Bazıları şansa inanır bazıları kadere. Ben ise uzun bir süre boyunca her şeyin ters gitmesini kendi varlığımla açıklamıştım. Ben bozuk bir parça olmalıyım demiştim defalarca. Kalabalıklar içinde bile yalnız hissederdim kalbim hep uzakta, bir bilinmeze sıkışmış gibiydi. Ama şimdi anladım ki… Ben lanetli değildim, sadece yaralıydım. Sadece inanmaktan yorulmuş, beklemekten bıkmış, anlam aramaktan umudunu yitirmiştim. Gördüğüm karanlık benim değil, içimde büyütülen korkulardı. Bazen hayat bizi en karanlık köşeye sıkıştırır ki, orada kendi ışığımızı bulabilelim. Bazen bir şeyler yıkılmalıdır ki, üzerine yeni bir ben kurulabilsin. Şimdi anlıyorum ki yaşadığım her acı, içimdeki gücü fark etmem içinmiş. Terk edilişler, kayıplar, düşüşler. Hepsi beni kendime geri getiren işaretlermiş. Lanet değilmiş bu. Sadece bir dönüşüm süreciymiş. Ve ben artık kendimi lanetli değil, yeniden doğmuş hissediyorum..:)
1000Kitap