Eskiden kendimi lanetli gibi hissederdim.
Sanki üzerimde görünmeyen bir gölge vardı, gittiğim her yere sinsice eşlik eden… Ne kadar çabalasam da ters giden bir şeyler hep olurdu. Ya bir kapı yüzüme kapanırdı ya da en çok güvendiğim biri sessizce sırtını dönerdi. Neden ben? sorusu öyle tanıdıktı ki artık içimde yankılanmaktan yorgun düşmüştü.
Bazıları şansa inanır bazıları kadere. Ben ise uzun bir süre boyunca her şeyin ters gitmesini kendi varlığımla açıklamıştım. Ben bozuk bir parça olmalıyım demiştim defalarca. Kalabalıklar içinde bile yalnız hissederdim kalbim hep uzakta, bir bilinmeze sıkışmış gibiydi.
Ama şimdi anladım ki…
Ben lanetli değildim, sadece yaralıydım.
Sadece inanmaktan yorulmuş, beklemekten bıkmış, anlam aramaktan umudunu yitirmiştim. Gördüğüm karanlık benim değil, içimde büyütülen korkulardı.
Bazen hayat bizi en karanlık köşeye sıkıştırır ki, orada kendi ışığımızı bulabilelim. Bazen bir şeyler yıkılmalıdır ki, üzerine yeni bir ben kurulabilsin.
Şimdi anlıyorum ki yaşadığım her acı, içimdeki gücü fark etmem içinmiş. Terk edilişler, kayıplar, düşüşler.
Hepsi beni kendime geri getiren işaretlermiş.
Lanet değilmiş bu.
Sadece bir dönüşüm süreciymiş.
Ve ben artık kendimi lanetli değil, yeniden doğmuş hissediyorum..:)