''bir zamanlar, bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi… “eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, giriştiğim her işi başarırdım.”
krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun anı, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse, ona büyük bir ödül vereceğini duyurdu. bilgeler, kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri yanıtlar birbirinden tümüyle farklı oldu.
kral, hala doğru yanıtları aradığı için, yakınlardaki bir bilgeye danışmaya karar verdi. bilge kişi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşıyor, yanına halk dışında kimseyi kabul etmiyordu. bu nedenle kral, halktan biri gibi giyindi ve yola düştü.
bilge kişinin yaşadığı kovuğa yaklaştıklarında, kral atından indi ve korumalarını orada bırakıp yola tek başına koyuldu. bilgenin olduğu yere vardığında onu, yaşadığı kovuğun önüne çiçek tarhları kazarken gördü…
“ey bilge kişi, size birkaç önemli konuda danışmaya geldim…” dedi.
“doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? en fazla gereksinim duyduğum, dolayısıyla ötekilerden daha fazla ilgi göstermem gereken kişiler kimdir? en önemli ve her şeyden önce gelen sorum ise şu… kendimi vermem gereken işler nelerdir?”
bilge, büyük bir dikkatle kralı dinledi, fakat bir yanıt vermedi. döndü, yapmakta olduğu işini sürdürdü…
“yoruldunuz” dedi kral…. “küreği bana verin de siz biraz dinlenin.”
bilge kişi, “sağ olun” dedi ve küreği krala verdi, yere oturup dinlenmeye başladı. kral, iki tarh kazdıktan sonra sorularını yineledi. bilge kişi, ona yanıt vermek yerine ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve “siz biraz dinlenin, bir parça da ben çalışayım…” dedi.
fakat kral, küreği ona vermedi ve tarh kazmayı sürdürdü.