Arı gibi çalışmak deyimini yanlış anlıyoruz.
seymareyhangozen.com/blog?202507260856 Kaplan mısın, Arı mı❗ ✒️“Küçük Ağaç annesi ve babası öldüğünde 5-6 yaşlarındayken büyükbabası ve büyükannesinin yanına gider. Kızılderililerin arasında öğrendiği ilk şey “gidişattır.” Gidişat kızılderili anlayışının ve dolayısıyla Küçük Ağaç’ın eğitiminin temelidir. Gidişatı anlamak gerekir büyükbabasına göre. Gidişat nedir? En iyiyi isteme. Hayattan ihtiyacın kadar al. Eğer en iyi geyiği avlarsan, zayıf olan geyik yeterince yavru veremez. Kaplanlar bunu bilirler. İhtiyacından fazlasını alan tek şey, Arı’dır. O da ayılar ve başka hayvanlar tarafından soyulur. Dünya da böyledir.” 📚Küçük Agaç’ın Eğitimi ✒️Forrest Carter Kızılderili öğretisi hümanist değildir, tüm canlı yaşamını değerli sayar. Ne kadar zıt değil mi! Günümüz insanının hayata bakışına, yaşantısına. Arı gibi aç gözlü bir halde her şeye saldırıyor, kendi özümüzden uzaklaşıyor ve haz peşinde koşarken bu güzel hayattan pişmanlıklarla ayrılıyoruz. Son dönem okuduğum güzel bir kitaptan ikinci alıntım da şu: ✒️“2012 yılında 800 bin kişi intihar ederken, bir buçuk milyon insan da Şeker Hastalığından hayatını kaybetti. Görünen o ki artık şeker, baruttan daha tehlikeli” der ✒️Yuval Noah Harari 📚Homo Deus isimli kitabında. Günümüz dünyasında insanlar obeziteden can veriyor. Son sözü Tolstoy söylesin zira çok severim ❤️ ‘Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.’
Hem katil hem maktul
ruhumdaki ilmektir hüzün ya da yağlı urgan tanımlamalar değişse de insan hep homodeus olmak özleminde elleri bağlı zihni kirli yüreği zaten paramparça adem olarak gelip madum olmak yolunda külliyatlar bitirir eylemlerini yitirir ölüm geldiği anda yeniden dirilmenin peşindedir söylesene bana kaç acı kaldırır omuzların veya hangi sevgi palazlar ateşini insan işte kendinin hem katili hem de maktulüdür asırlarca...
Şiir
Reklam
Bilimin salgınları bitirdiğini söyleyerek insanı Tanrı ilan edenler nerede? İnsanoğlu, tarihin en büyük salgınlarından birisiyle yüz yüze. Şehirler boşalıyor, binlerce insan ölüyor, milyonlarca insan hastanelere koşuyor, dünya bir baştan bir başa aynı hastalıkla pençeleşiyor. Bütün dünya kendisini tehdit altında hissediyor. Ölüm korkusu nesnel gerçekliğiyle herkesin kapısını çalıyor. Zengini, meşhuru, ayrıcalıklısı, muktedir olanı… Herkesi endişelendiriyor. Yeniden ölümün eşitlik vasfıyla çarpılıyoruz. Uzak gördüğümüz ölümle temasa geçiyoruz. Soğuk temas... Dünya mutluluğunun sonunu hatırlatan temas. Bilimin de, paranın da, iktidarın da geçiciliği hatırlatan temas. İnsanın acizliğini gösteren temas. Ruhumuzu ürperten temas. Salgın ve din arasında her zaman anlamlı ilişkiler olmuştur. Ancak modernite, bu ilişkiyi alt üst etti. İlerlemeyle beraber hastalıkların sona ereceği ve insanın ölümsüzlüğü yakalayarak Tanrı haline geleceğini ileri süren fikirlere yol verdi. Harari, bu fikirleri benimseyenlerin başında geliyor. Salgınları dize getirerek insanın Tanrılaşacağını iddia ediyor. Post-modern yalancı peygamber! Kitapları salgın gibi yayılıyor. Deizm salgınıyla eş yayılıyor. İnsanın kendisini Tanrı ilan etmesini fısıldıyor. Yalancı peygamber, insanı Tanrı ilan ediyor(homodeus). Materyalist menkıbelerle insanlara ölümsüzlük vaat ediyor. İnsanlığın verdiği mücadeleyle bütün hastalıklarla başa çıktığını söylüyor. İnsan bilimle ve ilerlemekle her şeyi yenmiş: “Bize bol gıda, ilaç, enerji ve hammadde sağlayan olağanüstü ekonomik büyümemiz sayesinde kıtlık, salgın ve savaşları dize getirmeyi bildik” (Homodeus, Harari). Artık bu ilerleme menkıbesi ile refah garantilenmiş: “Eşi benzeri görülmemiş refah ve sağlık seviyeleriyle uyum içinde yaşamayı garantilediğimize göre…”(
1000Kitap
Homodeus okuyan var mı nasıl bir kitap