**Spoiler içerir.
Bazı insanlar karar veremez. Hamlet de karar veremediği için yavaş yavaş yok olur.
Bazen bir karar vermen gerekir de olduğun yere çakılıp kalırsın ya... İşte Hamlet tam olarak o anın kitabı.
Ben Hamlet’i okurken bir "intikam hikayesi" görmedim. Ben orada, kendi zihninin içinde hapsolmuş, kendi kendinin celladı olan bir çocuk gördüm. Kitapta sıkça vurgulanan bir gerçek var: Hamlet başkalarının kurbanı olmaktan çok, kendi gelgitlerinin kurbanıdır. Hani derler ya, "insanın başının belası kendi aklıdır" diye; işte Hamlet tam olarak bu. Belki de deli rolünü en çok da bu baş belası akıldan kaçmak için böylesine benimsemişti.
O Yalnızlık Hissi...
Bir sabah gözünü açıyor ve babası ölmüş, annesi hemen amcasıyla evleniyor. Etrafındaki herkes bu çürümeyi normalmiş gibi yaşıyor. Hamlet’in o iğneleyici dili, gözümde bir savunma mekanizması. Acısını ve içini yiyip bitiren isyanını ancak sözleriyle ifade edebiliyor. Zekice ve yerinde verdiği her yanıt, karşısındaki kişide saf bir öfke yaratıyor.
Herkes sahteyken, o deli rolü yaparak aslında en dürüst kişi olmaya çalışıyor. Ona göre bu felaket, bu kadar kısa sürede unutulup gidemez. Eski okul arkadaşlarının bile bu plana dahil olması, o güven duygusunun yerle bir oluşu...
İkiyüzlülükten kaçarken kendi yalnızlığına sığınıyor Hamlet.
Ophelia ve Kurban Döngüsü
Ophelia ise güveneceği, sadık kalacağı bir yürek hayal etmişti. İnanmıştı, inanmak istemişti. “Nasıl ayırt edebilirim bir bakışta/ seveni sevmeyenden?...”
Hamlet’in Ophelia’ya karşı sert, bazen nefret dolu tavrı aslında ona değil, hayata duyduğu öfkenin bir yansıması. Annesine duyduğu hayal kırıklığını, masum bir kızdan çıkarıyor. Ophelia o karmaşanın içinde kaybolurken, Hamlet de kendi yarattığı karanlıkta boğuluyor. Ve burada bir döngü oluşuyor: bir