“Fakat ne tatlı, ne hoş, ne ruhanî bir ıstırap, Yarabbi! Bu korkunç rüyaya tekrar dönmek ihtimali olduğunu bilseydim, hemen gözlerimi kapayacaktım. Hakikaten, acının, korkunun, zulüm görmenin, dayak yemenin, gagalanmanın, didiklenmenin pek başka bir lezzeti var! Mazlumun duyduğu bir lezzet ki, zalim, bunu tahayyül bile edemez!”
Modern Japonya’da “ev hâli” dediğimiz şey; her dolap, mangal ve yastığın yerli yerinde olacağı bir düzeni gerektirir. Karı koca ve hizmetçinin yapacağı işler sinir bozucu bir biçimde kesin çizgilerle tanımlanmıştır, ayrıca zor memnun olabilen komşu ve akrabaların gönlü de hoş tutulmalıdır.
“Az çok bilgi sahibi olan bir kişi döneminin beyini eleştirebilir. Bu da talihsizliğinin temeli olur. Konuşmayı seven kişiler, hoş söz söylediklerinde kullanılır, kötü söz söylediklerinde cezalandırılır. “
Sessizliğin de bir dili olduğunu, insanın her haliyle iyi ve hoş olduğunu hatırlatmalı. İddiasız, isimsiz, sıfatsız, hırslarından arınmış bir varoluş mümkün olmalı. Enlerden, önlerden sıyrılabilmeli. Şekilleri, kalıpları elinin tersiyle itebilmeli.