The Luzhin Defence (2000)
Kadın onunla tanışmak, Rusça konuşmak istedi -kaba sabalığı, sıkıntılı hali ve nedense onu bir müzisyene benzeten alçak, dışarı kıvrılmış yakasıyla kadına o kadar çekici gelmişti ki- ayrıca onu fark etmemesi, oteldeki bütün diğer bekar erkekler gibi onunla konuşmak için bir bahane bulmaya çalışmaması hoşuna gitmişti. Kadın pek güzel sayılmazdı, küçük, düzgün yüz hatlarında bir şeyler eksik gibiydi -sanki yüz hatlarını oldukları gibi bıraktığı halde onlara tarif edilmesi güç bir anlam bahşedecek olan, onu güzel kılacak olan son kesin vuruşu yapmamış gibiydi doğa. Fakat yirmi beş yaşındaydı, modaya uygun olarak küt kesilmiş saçları derli toplu ve hoştu, ve olası bir uyumun, son dakikada yerine getirilmemiş bir gerçek güzellik vaadinin ipucunu taşıyan bir baş çevirisi vardı. Sanki birazcık onların yumuşak tazeliklerini sergilemek istiyormuş gibi, kollarını ve boynunu açıkta bırakan son derece sade ve iyi dikilmiş elbiseler giyiyordu. Lujin Savunması Vladimir Nabokov Sayfa: 77 (İletişim yayınları)
1000Kitap
• CHARLES BUKOWSKI VE YALNIZLIK •
Alman asıllı Amerikalı yazar Bukowski, kirli gerçekçilik edebi akımının temsilcisi, kendini tanımanın ve bir birey olarak gelişmenin aracı olarak yalnızlığın sadık savunucularındandır. İşte yazarın bu konuyla ilgili bize bıraktığı bazı alıntılar: “Ben insanlardan nefret etmiyorum, sadece etrafımda olmadıklarında kendimi daha iyi hissediyorum.” “Yalnız olmamak amacıyla herhangi biriyle yetinmek... Eğer mutsuzluğu kelimelerle açıklamak zorunda kalsaydım, onu böyle ifade ederdim.” “Yalnızlık ve insanlar arasındaki doğru dengeyi korumayı bilmek, tımarhaneye düşmemek için anahtar budur, taktik budur.” “Yalnızlıktan keyif alırım. Asla kalabalığı özlemeyeceğim.” “Yalnız olmayı tercih ederdim. Küçük bir barda tek başına oturup içki ve sigara içmek hoştu. Her zaman kendime eşlik etmeyi bildim.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik Üzerine Konuşalım...
Selamlar umarım iyisinizdir. Sıhatiniz ve Keyifleriniz yerindedir. Bu gün çok uzun zamandır Hayruş ✮⋆˙ ile yapmak istediğim ama benim yüzümden uzun bir süre ertelenen bir soru-cevap, kitap üzerine sohbet etkinliğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sohbetimiz başlıkta da olduğu gibi HGOİ serisi: Lordlar ve Varisler Krallar ve Soytarıları Ejderha ve Yıldız Deliler ve Cellatlar Efsaneler ve Lanetler üzerine olacaktır. (Bu arada isim yazmak uzun süreceği için hesaplarımızın baş harfleriyle devam edeceğim) Ve sohbet seri hakkında SPOİLER İÇERECEKTİR HEM DE BOLCA... ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ M: Tamamdır şimdi o zaman ilk sorumla başlayayım bu seride en çok hoşuna giden şey nedir? H: Hmm... Nova diyeceğim. Çok güzel yazılan bir karakter. Baştan sona gelişimini okurken kendi kızımı yetiştiriyorum gibi hissettim. M: Benim için seriyi iyi yapan temelde 4 şey var: birincisi özgün bir konu ya da işleyiş, ikincisi beni ne kadar eğlendirdiği, bana ne kadar duygularını geçirebildiği, kitap sonunda bana ne kadar çok şey kazandırdığı. Şimdi ilk madde belki pek olmaz ancak hgoi diğer tüm isteklerimi karşılıyor, senin dediğin gibi karakter gelişimi konusunda hakikaten çok başarılı. H: Evet katılıyorum N.G. Kabal'ın kalemini seviyorum yazdığı ufacık bir cümlede bile derin anlamlar var. H: Sence serinin sonu yeterli miydi bir şeyi değiştirmek istesen neyi değiştirirdin 🙃
Duygu ve Düşünce
Aklımda kalan en romantik olaylardan biri nedir? Pierre Curie'nin nobel Marie'nin de hakkı eğer o yoksa ben de yokum diyerek bir bilim insanı için zirve noktalardan birine karısının hakkını savunmak adına itiraz edebilmesi. Bakın bu çok seksi bir olay. Fena bir olay. Sadece kendini düşünüp karısının hakkı için uğraşmayarak kendi ödülünü alıp kenara da çekilebilirdi ama yapmadı bunu, karısının hakkını da savundu. Marie Curie nobel alan ilk kadın bilim insanı oldu zaten. Yani olay da cinsiyetlerle alakalı bir durum yoğun oranda bulunuyor buna rağmen tatlış, ponçik, pıtırcık Pierre karısını ve karısının emeklerini satmıyor. Zaten o ikisinin çok hoş bir birliktelikleri vardı. (Okuduğum tek bir biyografi kitabınca konuşuyorum. Çocukları değilim işin özünü bilemem.) Maddi zorluklar içerisinde, zor şartlarda çalışmalar yapılıyordu. İçlerinde ilginç düzeyde bir istek vardı bilim adına. Marie'yi okurken bir şeyi bu kadar istemenin nasıl bir duygu olacağını merak etmiştim. Başka bilim insanları onun çalışma ortamında gelince, böyle bir yerde nasıl çalışabildiniz diye şaşırıyordu, o derece zor şartlardı. Yks birincisi olan çobanların birkaç seviye üstü gibi düşünebiliriz herhalde durumu. Buraya kadar işler çok hoştu. Sonra Pierre ölüyor ve bir miktar süre (Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum.) ardından Marie, Pierre'in eski öğrencilerinden biriyle birliktelik yaşıyor. Tabi bu magazin gündemine düşen bir birliktelik oluyor çünkü bir takım başka dedikodusal sebepler de barındırıyor içinde. 16 yaşındayken bu yeni birlikteliğin anlatıldığı yeri okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Nedense birbirlerine verdikleri desteği okumak onların birbirlerinden başka kimseyle olamayacağı hissiyatını vermişti bana. Gel gör ki öyle değilmiş. Şimdiyse dönüp baktığımda fazla romantik bir
Düşünüyorum da, hiç yaşanmamış bir şeydense... Acabalardansa!!. Yaşanmış bir nakaratın tınısında var olmak hissi çok daha hoştu.