"Ama sana kin bağlamak mı, Nastenka? Tertemiz, pırıl pırıl mutluluğuna gölge düşürmek mi? Acı sitemlerimle seni kederlendirip gizli azaplar vererek en mutlu anlarında yüreğininin acıyla çarpmasını ister miyim? Gelin olduğun gün, onunla birlikte yürürken siyah saçlarını süslediğin narin çiçeklerden tekini bile soldurabilir miyim? Bunları ben mi yapacağım, Nastenka? Asla, asla! Göklerin her zaman açık olsun, sevimli gülümseyişin parlaklığını, mutluluğunu yitirmesin. Yapayalnız yaşayan, sana karşı şükranla çarpan bir yüreğe tattırdığın mutluluk anından dolayı seni hep hayırla anacağım."
"Ah bayım, derinlerinde kaybolmak ve hatta boğulmak istediğim tek denizin sizin gözleriniz olduğunu bilseydiniz, bu kadar sakin konuşabilir miydiniz? Yoksa o bile umurunuzda olmaz mıydı?"
"Söylesene evlat," dedi, "onca zahmete neden girdin?"
"Neden oğlum?" Diye sordu babası yeniden.
Dünyanın en iyi nedeni uğruna yapmıştı bunları Alfie.
Sevgi uğruna.
"Sanki kitap okuyan kimsesizlerdendi, bilirsiniz onlar delidir ama bunun hakkında konuşacak kimseyi bulamazlar, oysa bir insanı en çok, en sevdiği kitabı anlatırken tanırdınız."