Her şey normale döndü, yani neredeyse, demiştim. “Neredeyse” kısmı tabi ki Chester için.
“Anlat bana, nasılsın kedicik?”
Bir süredir psikiyatrı Dr. Çatlakkiremit’e haftada iki kez gidiyor. Terapisini ‘fazlasıyla’ ciddiye alıyor.
Dün sabah uyumaya çalışıyordum ki Chester yanıma gelip beni dürttü.
“Harold, hiç ‘gerçek anlamda’ iletişim kurmadığımızın farkında mısın? Gerçek ve sağlam iletişimden bahsediyorum.”
Dikkatle bir gözümü açtım.
“Harold, iletişim kurabilmek için kendinle iletişim içinde olmalısın. Bunu yapıyor musun Harold? Aynaya bakıp da kim olduğumu biliyorum, içimdeki benle temas halindeyim ve sen olan içindeki sana ulaşabilirim, diyebilir misin?”
Gözümü kapadım. Artık buna alışmıştım. Sürekli böyle konuşup duruyordu. Geceleri Edgar Allan Poe okumayı da bıraktı.
Ve bir kere Tavşakula konusunda haklı olduğuna inandıktan sonra vampirlerle ilgili tek kelime daha etmedi.
‘Vampirin İzi’ rafta öylece duruyordu. İhtiyaç duyulandan daha uzun süre sağlam kalmış vampirler hakkında bir kitaptı bu.
Şimdilerde Chester ‘Çığlık Atarak Kendinizi Bulun’ adlı kitabı okuyor.
Geçen gece bodrum katından gelen dünyanın en korkutucu çığlığını duyduğumda kılımı bile kıpırdatmadım.
Bunun sadece Chester’ın deyimiyle “kendini bulması” olduğunu biliyordum.
Bana çocukluğuna indiğini açıkladı. Ben de bunda sorun olmadığını söyledim.
Sadece bunu yapacağı zaman haber vermesini rica ettim ki başka bir yere gidebileyim.
Chester’ın işleri yüzünden başım yeterince belaya girmişti zaten.