(…)bütün aşıklar birbirine benziyor, biliyor musun?"
diye umursamadan devam etti Sadi Seber. "Gelecek mi, arayacak mı hezeyanları, her kapı sesinde,telefon zilinde kalbinin yerinden fırlaması, bütün şarkıların sana onu hatırlatması, uykusuz
geceler... Sadece aşıkların bildiği şeyler var hayatta. Mesela adının harflerinden hangi kelimelerin yazılabileceğini insan kendi bile bilmez, ona aşık olan bilir. Ne zaman nerede ne giymişti, boynunu hangi açıyla nereye çevirmişti, ayaklarını
yere nasıl basmıştı ... Onun bulunduğu şehirde şimdi hava kaç derece, meteoroloji haftalık tahmini nasıl veriyor, arkadaşları efendi tipler mi, içlerinden bazıları ona baygın mı bakıyor ... Yıldızlar ne zaman yanar, şafak ne vakit söker, sokak lambaları saat
kaçta söner ... "
Çok mu yalnızdım? Öyleyse bile, bunu kendim kalabilmek için göze almış olmalıydım. Ama işte, insan bazı bedelleri ömür boyu ödemek istemiyor. Tek başına bir şey değil, kendinden büyük bir şeyin parçası olmak istiyor bazen. Ummanın damlası, başağın buğdayı, ağacın dalı, hatta dalın çıtırtısı... Çareyi kainatın sırrında değil, kendi gibi bir başka ben'in yamacında arıyor. Ufacık bir yakınlık uğruna, canını sıkacak, kalbini kıracak, kendini değişmeye zorlayıp hayatını büsbütün karartacak birilerini istiyor o zamanyanında. Gidip kanlı bir sunağa uzanıyor.İçinde yıllanmış cefakar, vefakar ben'i, uzak bir ihtimalden fazlası olmayan şaibeli bir biz hayaline kurban etmekten çekiniyor İlle de başka bir oyunbaz istiyor küçük, kederli oyununa.Çünkü insan denen illet, bütün o fiyakasının ardında, vurulmayı bekleyen sakat bir at yalnızlığına nöbet tutuyor. Evrendeki en hacimli kalabalığı, yalnızlıktan gebermek üzere olan insanlar oluşturuyor.