İnsanlar, yerküre üzerinde, madde üzerinde kurdukları hakimiyyetin getirdiği güven duygusuyla sonsuz bir kayıtsızlık içinde, önemsiz işlerinin peşinde, bir oraya bir buraya savruluyordu.
Kendiminkiyle toplumdaki diğer insanların mutluluk
anlayışının tamamen farklı olabileceği endişesi, bu endişeyle geçirdiğim
geceler, yattığım yerde dönüp durmama, kıvranmama, çıldıracak raddeye
gelmeme bile neden olmuştu. Acaba mutlu değil miyim? Küçüklüğümden
beri, gerçekten sık sık mutlu bir çocuk olduğumu söylerlerdi. Ancak,
kendimi sanki cehennemdeymiş gibi hisseder, bana mutlu olduğumu
söyleyenler, benimle karşılaştırılamayacak kadar huzurlu görünürlerdi.
İnsan yemek yemezse ölürdü, o yüzden de çalışırdı...
Yemek yemek zorundalardı. Hiçbir şey bana bundan daha akıl ermez, anlaşılmaz ve ya tehditkar gelmemişti.