hakan

hakan
Puan vermedi·138 syf.··
2022 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2022 12:32
Ecce Homo; Latince anlamı "İşte insan" olan Nietzsche'nin hiçbir eseri okunmadan önce ve tüm eserleri okunduktan sonra okunması gereken otobiyografik eseri... Çağdaşları tarafından anlaşılmadığını ve sürekli eserlerinin gelecek neslin anlayacağı eserler olduğunu iddia eden Nietzsche'nin bu kitabı biraz da kendini anlatma ihtiyacından dolayı yazdığını önsözde bulunan şu sözlerle ifade ediyor; "Yakında insanlığın karşısına, şimdiye dek ona yöneltilmiş en çetin istekle çıkacağımı göz önüne alarak önce kim olduğumu söylemeyi gerekli buluyorum. Aslında bilinmeliydi bu: ‘Kimliğimi saklamış’ değilim çünkü. Ama ödevimin büyüklüğü ile çağdaşlarımın küçüklüğü arasındaki oransızlık şuradan belli ki, beni işitmediler, görmediler bile.”... Eserlerinin ufak da olsa analizini yaptığı gibi, Neden Böyle Bilgeyim?”, “Neden Böyle Akıllıyım?”, “Neden Böyle İyi Kitaplar Yazıyorum?”, “Neden Bir Yazgıyım Ben?” gibi alışılmadık ölçüde özgüvenli başlıklar altında düşünce yapısı, eserlerinin yazılış amacı ve yazılış şekli hakkında her ne kadar cüretkar da olsa Nietzsche'yi daha yakından tanıma fırsatı veren bilgiler verilmekte... Otobiyografi kitabı olması vesilesiyle de Nietzsche'nin yazılmış en yalın eseri olabilir ama kitabın sonunda Nietzsche'nin dayatmaları yüzünden kendinizi sıkı bir Alman düşmanı olarak bulabilirsiniz dikkatli olun :) İncelememi Nietzsche'nin kitapta yer alan şu muhteşem cümlesi ile bitirmek istiyorum; "Şimdi size beni yitirmenizi, kendinizi bulmanızı buyuruyorum; hepiniz beni yadsıdığınız gün, ancak o gün geri döneceğim sizlere..." Keyifli okumalar...
Ecce HomoFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201512,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·249 syf.··
2021 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2021 00:00
İncelememe kitapta geçen şu muhteşem alıntıyla başlamak istiyorum. "Malın mülkün kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşemez." Sene 1516 yani neredeyse 500 sene önce, bulunduğu dönemin eleştirisini yapmak amacıyla Thomas More tarafından "İdeal toplum" yaratılmıştır. Toplumsal sınıfın, özel mülkiyetin olmadığı, insan hak ve özgürlüklerinin en üst seviyede olduğu, insanların refah içinde yaşadığı hayali bir ada yaratılmış More tarafından... Yazıldığı döneme dikkatlice bakılırsa Rönesans, Reform ve Hümanizm düşüncelerinin kesiştiği bir dönemde böyle seküler düşüncede bir eser yazan More'un reel yaşantısında ise tam tersi tutucu bir yaşam sergilemesi biraz şaşırtıcı ama incelememizin ilgi alanı bu değil elbette... Kitabın içeriğine gelecek olursak dili oldukça sade ve olaylar karakterlerden çok daha ön planda sadece kurgu oluşturmak için konuşturulan 2-3 karakterden başka karakter yok desek yanlış olmaz. Kitabın 1. bölümünde More'un, Peter Giles ve Raphael Hythloday ile sohbet etmesi esnasında Raphael ziyaret ettiği Utopia adlı bir yerden bahseder. Ardından kitabın 2. bölümünde Utopia'nın özellikleri anlatılmaya başlanır. Kitap bittikten sonra ise Türk-İngiliz edebiyatı profesörü Mina Urgan'ın yazarın yaşamı ve eserini kapsayan derince bir analizi yer almaktadır. Utopia'nın coğrafi özellikleri, eğitim sistemi, geçim kaynakları vs hakkında spoiler vermemek amacıyla herhangi bir cümle sarf etmeyeceğim ama özellikle ülkemizin adalet yapısı başta olmak üzere Utopia adası yaşantısına bu kadar uzak olduğu dönemde incelemeyi eserde seküler ve rahat bir yaşamı savunduğu halde gerçek hayatta tutuculuğu yüzünden idam edilen Thomas More'un "Şunu da saklamayacağım ki, Utopia devletinin birçok özelliklerini
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2020 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2020 23:56
Kitap 110 sayfalık bir kitap hacim olarak az görünse de sindirilerek ve öncesinde belli bir ön çalışma yapılarak okunması gereken bir kitap. Albert Camus varoluşçuluğunun çok önemli bir kavramı olan "Saçma" kavramı merkezli yazılan bu eserin amacı, kişilerin topluma, kendine; ölümü bile kabul edebilecek kadar hayata, kısacası tüm varoluşa nasıl yabancılaştığını kitabın gamsız ana karakteri Meursault aracılığıyla aktarmaktır. Kitabın "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum" adlı giriş cümlesi ayrıca Meursault'un annesinin cenazesi karşısında gösterdiği soğukkanlı ve aymaz tavırları, hikayenin ne denli çarpıcı bir hikaye olacağının habercisidir. Marie adlı kız arkadaşıyla sahilde gezerken çıkan tartışma sonucu yanlışlıkla bir Arap'ı öldürmesinin akabinde başlayan mahkeme süreci ve mahkemedeki rahat tavırları ve karakterin yaşadığı iç hesaplaşmalar kitabın ilgi çekici bölümüdür. Kitapta mahkeme sırasında Meursault'un "Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin oluyordu... İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım." cümlesi bize yabancılaşmayı ve kitabı tek cümlede özetleyor belki de. Mahkemeden çıkan ölüm cezası kararı sonucu söylenen "Herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değilim, çünkü her iki halde de gayet doğal olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir... İnsan madem ölecekti, bunun nasıl ve ne zaman olacağının hiçbir önemi yoktur." sözleri yazarın nihilist düşüncelerini karaktere söyletmesinden başka bir şey değildir. Kitap baştan sona yaşamın manasızlığı, düşünmenin
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma