Elizabeth Zott ne derse desin, Altıda Akşam Yemegi sadece kimyaya giriş dersi değil, diye yazdı o gün uçakta.Haftada bes gün,otuzar dakikalık bir hayat dersi. Kim olduğumuza, nelerden oluştuğumaza
değil, daha ziyada neye dönüşebileceğimize dair bir ders.
Daha önce bir gül insanın kendisine yakın arkadaşlarına hayatta tutması ile ilgili olmayan her şeyin nasıl değer kaybettiğinden bahsetmiştim nokta her şey virgül bu amaç uğruna fena edilebiliyordu nokta insan kişiliği virgül benimsediği tüm değerleri tehdit eden ve onu şüpheye düşüren bir zihinsel karmaşaya sürüklenmesine neden olan bir noktayı sürüklenebiliyordu.
Insan yaşamı ve onurunu artık tanımayan ve insan iradesinden soyutlayarak onu yok etmeyi planlayan bir dünyada bir gün kişisel benlik en sonuna değerlerini kaybedebiliyordu.
Topluma kampındaki bir insan kendisine saygısını korumak için son bir mücadele vermediği takdirde birey olma; aklı, iç özgürlüğü ve kişisel değerleri olan bir varlık olma hissini kaybediyordu. Bu durumda kendini sadece korkunç bir insan kitlesinin bir parçası olarak görmeye başlıyor ve varoluşu, hayvan yaşamı seviyesine iniyordu. İnsanlar bazen bir arada bazen tek tek, tıpkı kendine ait bir düşüncesi ve iradesi olmayan bir koyun sürüsü gibi bir yerden diğerine doğru güdülüyordu.
Gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şey, hayata yönelik tutumumuzun değişmesidir. Kendimizin de bunu öğrenmesi ve dahası umutsuz insanlara hayattan ne beklediğimizin önemi olmadığjnı, önrmli olanın hayatın bizden ne beklediği olduğjnu öğretmemiz gerekir. Hayatın anlamını sorup durmak yerine, kendimizi her gün ve her saat yaşam tarafından sınanan insanlar olarak düşünmemiz gerekir.