Bir insanın, bilinmeyen bir hayatın parçası olduğunu ve ona olan aşkımız sayesinde bu hayata nüfuz edebileceğimizi zannetmek, bir aşkın doğmasında en temel unsurdur ve başka hiçbir şeyin önemsenmemesine yol açar.
Çeşitli konulardaki fikrini ciddiyetle belirtmeyi, tırnak içine almak zorunda kalmadan yargılarını ifade etmeyi, bir yandan gülünç olduklarını ileri sürdüğü meşguliyetlere öte yandan kılı kırk yaran bir nezaketle kendini hasretmekten vazgeçmeyi hangi hayata saklıyordu?
Gerçek bir insan, kendisiyle ne kadar derin bir yakınlık kursak da, büyük ölçüde duyularımız tarafından algılanır yani saydam değildir, duyarlılığımıza taşıyamayacağı bir yük bindirir.