Hatice ℘ ֶָ֢⋆

Hatice ℘ ֶָ֢⋆
İngiliz Dili ve Edebiyatı
1706 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
- Öykü Külliyatının 2.Cildi -
8/10
·655 syf.·
2026 43. kitabı
Julio CortazarJulio Cortazar'ın öykü külliyatının bu ikinci cildi, 1962-1977 yılları arasında yazdığı kitaplarındaki öykülerden oluşuyor. İlk cildi Ötekinin RüyasıÖtekinin Rüyası'nda daha çok fantastik unsurların, zengin imgelerin yer aldığı öyküler ağırlıktayken, Ayak İzlerinde AdımlarAyak İzlerinde Adımlar'da Cortázar, benim açımdan adımlarını biraz yavaşlatmış; mikro anlatıların ve parçalı deneysel biçimlerin daha görünür olduğu, anlatı üzerindeki oyunbaz tavrını daha belirgin kıldığı bir yerde duruyor. Öykülerini adeta kadraja alınmış yoğun bir dikkat haliyle yazmış gibi bir hissiyat bıraktı bende.. Bu ciltteki öykülerinin birçoğunda Cortázar, gündelik yaşamın çoğu zaman farkına varmadan içinden geçip gittiğimiz ritmini kimi yerde yavaşlatıp kimi yerde askıya alır gibi yaparak, görünmez ayrıntılara dikkat kesilmenin ve gerçekliği yakalamanın kendine has şeklini, okuru da kolundan tutup o akışın içine dahil ederek, bazen durmuş gibi duran ama aslında kendi içinde tuhaf bir biçimde ilerleyen o yavaşlatılmış ya da ritmi bozulmuş akışta, durmaya yakın bir hareket hissiyle ilerletmesi üzerinden gösteriyor gibiydi (umarım kafanızı karıştırmayı başarabilmişimdir, zira amacım tam olarak bu :D) Beğendiğim öykülerden biri olan ve kitaba da ismini veren Ayak İzlerinde Adımlar öyküsü, tanınmış bir şairin biyografisini yazmayı çok isteyen bir eleştirmenin şair hakkında bilgiler toplamasını anlatıyor. Eleştirmen, bu süreçte oldukça titiz bir çabanın içinde görünüyor. “İyi fotoğraf makinelerindeki gibi öznenin, fotoğrafçının gölgesi ayaklarını çiğnemeden tam olarak çerçevenin içinde kalması için gerekli düzeltmeyi yapması gerekecekti.” s.384 Şair hakkında topladığı bilgilerle bir şekilde bağlantı kuramadığı, boşlukların oluştuğu noktalarda eleştirmen aslında kendi izleriyle karşılaşıyor. Birini anlatırken kaçınılmaz biçimde insanın biraz da
Edebiyat
Ayak İzlerinde AdımlarJulio Cortazar · Can Yayınları · 2018217 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
- Bir Yaşam Rehberi -
10/10
·222 syf.·
2026 41. kitabı
Alain de BottonAlain de Botton, Kayıp Zamanın İzindeKayıp Zamanın İzinde yolculuğu öncesinde yolumun kesiştiği bir isim oldu. Hakkında biraz araştırma yaparak edindiğim bilgilere kısaca yer verip ardından kitap hakkında fikirlerimi ifade etmeye çalışacağım. << Botton, 1969 doğumlu İsviçre asıllı İngiliz yazar ve düşünürdür. Eğitimini Cambridge Üniversitesi’nde tarih alanında tamamlamış, daha sonra felsefe, edebiyat ve sanat üzerine yazdığı denemelerle tanınmıştır. De Botton’ın çalışmaları akademik felsefe geleneğinden ziyade “popüler felsefe” ve “edebiyatı gündelik yaşamla ilişkilendirme” hattında konumlanır. Amaç, tanınmış düşünür ve yazarların fikirlerini teknik akademik dilden çıkararak günlük insan deneyimiyle bağlantılı hale getirmektir. De Botton ayrıca 2008 yılında “The School of Life” adlı kuruluşun kurucuları arasında yer almıştır. Bu kurum; duygusal zeka, ilişkiler, iş yaşamı ve kültürel düşünme üzerine içerikler üreten bir eğitim ve yayın platformudur. >> ---------- Proust’un Kayıp Zamanın İzindeKayıp Zamanın İzinde serisi incelendiğinde, “zaman – hafıza – bilinç” temaları üzerine kurulmuş bir eser olduğu bilgisine ulaşıyoruz. Bu temaların ise doğrudan “yaşam deneyimiyle ilişkili” olduğunu söyleyebiliriz. Botton hakkındaki bilgilerde de görüldüğü üzere, yazarın çalışmalarını “gündelik yaşamla ilişkilendirme” üzerine konumlandırması, neden Proust’u ve eserlerini seçtiğini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Proust hakkında tepkilere bakıldığında ise, seriyi okuyan okumayan herkesin zorlayıcı olması sebebiyle (kendim de dahil) yazara mesafeli duruşu dikkat çekiyor. Botton’un da aktardıkları arasında yer alan, yakın çevresine gönderdiği ilk serinin okunmadığını ya da yarıda bırakıldığı bilgisi; eserin anlaşılabilirliği ve incelenmesi üzerine farklı yaklaşımlara rastlanıyor. Serinin özellikle üne kavuşmasından sonra benzersiz yapısıyla
Edebiyat
Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?Alain de Botton · Everest Yayınları · 2024688 okunma
~ Masalsı Bir Anlatımla Dokusu Hissedilen Bir Eser ~
8/10
·179 syf.·
2026 40. kitabı
Yazarın okuduğum ikinci eseri olan Beyaz GemiBeyaz Gemi, Kırgız halkının savaş yıllarındaki ruhsal çatışmaları ile geleneğin, kültürün modern yaşamla çatışmasını, yoksulluğu, yozlaşmayı, insanın doğayla ilişkisinin yazarın bu kez masalsı bir anlatımla sunduğu oldukça katmanlı bir romanı diyebilirim.. Roman isimsiz bir çocuk kahramanın gözünden anlatılsa da karakterler, hikaye ve anlatılmak istenenler dengeli bir dağılımla eşitlenerek romanın katmanlarını akıcı ve sade diliyle birlikte görünür hale getirmiş. Roman, anne ve babası tarafından terk edilmiş ve dedesi Momun'un yanında yaşayan bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Doğada vakit geçiren, dedesinin gölün kenarında taşlarla çevirdiği gölette yüzen, uzakta bir gemide babasının olduğunu düşünerek dürbünle o gemiyi izleyen ve balık olup yüzerek yanına gittiğini hayal eden bir çocuk.. Yazarın onu anlattığı kısımlarda insanın doğayla olan ilişkisi ve masumiyeti çok iyi hissediliyor. Bu çocuk kahraman, köye gelen bir tüccarda bir çantayı çok beğeniyor. Okula başlayacağı için ihtiyacı olacağını düşünen dedesi çantayı satın alarak onu mutlu ediyor. Oldukça uzakta bulunan okula atıyla götürüp getirirken hikaye Momun dedeye odaklanarak ilerlemeye başlıyor. Romanın çok iyi düşünülmüş bir kurgusu var. Akıcılığının bir nedenini de, konusu, temaları ve sembollerinin düzenli ve çok iyi harmanlanmış şekilde ilerliyor olmasına bağlıyorum. Örneğin, romandaki ağırlıklı sembollerden biri Boynuzlu Geyik Ana efsanesi, Momun dedenin torununa anlattığı bir masal olarak aktarılırken, bu efsanenin Kırgız halkıyla ve yaşamlarıyla ilişkisi; diğer her bir sembolün karakterler gibi ana unsur olarak işlenmesi eseri etkileyici kılıyor. Çocuk kahramanın çantası, Beyaz Gemi, dürbün, Boynuzlu Geyik Ana, marallar, doğa, göl, orman gibi sembollerin her biri en az
Edebiyat
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,3bin okunma
- Bir Yürüyüş Hikayesi -
8/10
·500 syf.·
2026 38. kitabı
Neydi ev sahiden? Yeri geldiğinde tren kompartımanlarını, gemi kamaralarını, sokak banklarını, kaplumbağaların kabuklarını, ihtiyarların hatıralarını, çocukların umutlarını yuva yapan neydi? Sığındığımız yer miydi yuva? Gittiğimiz mi, terk ettiğimiz mi, döndüğümüz mü yoksa? ” (s.260) ~~~~~~~~~~ Nermin YıldırımNermin Yıldırım’ın EvEv romanı, alıntıdaki sorulara cevap arayan bir karakterin hem fiziksel hem de iç dünyasında yolculuğa çıkmasını anlatıyor. Uzun süredir, geçmişten beri taşıdığı yükleri, aile travmaları ve aidiyet duygusuyla mücadele eden Seher, bir gün yürüyerek bir yolculuğa çıkmaya karar veriyor. Gitmeyi hedeflediği yer ise, eskiden dünyanın sonu olduğu inanılan, Santiago yolu sonunda okyanus kıyısında bulunan Finisterra adlı bir kasabadır. Tek başına gitmeyi düşünmesine rağmen bu yolculuğu ağzından kaçırarak en yakın arkadaşı Ogo'ya söylemiş bulunuyor. Bunun üzerine, Seher istemese de belli bir noktaya kadar eşlik etmek üzere yolculuğa Ogo da katılıyor. Roman, Seher'in anıları ve bastırılmış duyguları, suskunluklarının bir bir çözülmesi üzerinden ilerliyor. Yazar, bunu yolculukla eş zamanlı olarak yer verdiği psikoloji seanslarıyla yürütüyor. Yürüyüşlerde Ogo dışında, rota üzerinde karşılaştıkları farklı milletlerden de insanlarla olan iletişim ve yaşananların yanında, bolca geçen diyalogların sonunda birden seanslara geçiş yapılıyor. İlk başta bu, kopuk bir anlatım gibi görünse de, seanslara geçiş Seher'in yürüyüş esnasında iç dünyasında olanları anlamlandırmak için oldukça tamamlayıcı görünüyor. Yazarın çoğu kez son diyalogdaki kelimeyi seanstaki başlangıç cümlesinin ilk kelimesi olarak kullandığı bir geçiş bağlantısını tercih etmesi dikkatimi çekti; bu aslında kopukluk hissini azaltırken, aynı zamanda karakteri analiz etmek için bir olanak sağlıyor. Çünkü yürüyüş
Edebiyat
EvNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,8bin okunma
~ Deneme Türünde Özgün Bir Kalem ~
8/10
·173 syf.·
2026 37. kitabı
"Kendimi alıp da yazımın ortalık yerine oturttum mu, denemem başlamış demektir. Bu, boyuna kendimden açacağım, boyuna kendi fotografilerimi dağıtacağım anlamına gelmez. Doğrusunu söylemek gerekirse, kendimi yazının içinde bir paravananın arkasına gizler, denemeyi ordan yönetirim. Böylece, hem yüzümün mostrasını okurlardan kaçırmış olurum, hem de sonunda afra tafra satmaya varacak olan kendi düşlerimi, kendi vızvızlarımı arka planda tutarım." (s. 75) ~~~~~~~~ Deneme türünde özgün kalemlerden biri olan Salâh BirselSalâh Birsel'den okuduğum ikinci kitap oldu. Yazılarını bir orkestrayı yönetir edasıyla ritmik bir yapı üzerinde ilerletiyor. Cümlelere takla attıran bir havası da var :) Denemenin başında anlattığı ile ortasında bağladıkları, bambaşka bilgelere, kişilere ve konulara uzanıyor. Fakat sonunda bir şekilde konuyu başladığı noktaya getirebiliyor. Arada anlatırken kullandığı kelimeler, yer yer muzip bir dil ve yaklaşımlarla kısa ama zengin bir içerik sunduğu denemelerin her biri okuması çok keyifli hale geliyor. Bazı yazılar dışında hemen hemen hepsi ilgimi çeken, aşina olduğum yazarlar, ilgi duyduğum konular üzerineydi. Yerli-yabancı şairleri, yazarları ve sanatçıları zikrettiği oldukça renkli, zengin bir aktarım sunuyor. Yakın zaman okumalarımda yer alacak Marcel ProustMarcel Proust'a yer verdiği yazısı özellikle hoşuma gitti. Ayrıca, kitaplarından birkaçını okuduğum André GideAndré Gide'ye de yazılarında sık sık atıfta bulunuyor. Bu sayede yer yer eleştirdiği, zaman zaman da övdüğü Gide'yi farklı bir yorumla tanıma imkanı bulmuş oldum. Kitaba ismini veren aynı başlıklı "Yapıştırma Bıyık" adlı ilk yazısı, yazarlıkla ilgili bir yakıştırması; daha doğrusu yazarlığın ne olmadığıyla ilgili. Detayı okumayı düşünenler öğrensin diyelim. Alışılmadık kelime seçimleri, söz oyunları ile metne ritmik bir anlatım
Edebiyat
Yapıştırma BıyıkSalâh Birsel · Sel Yayıncılık · 201463 okunma