Evet, her zaman diri bir mucize olan Kur'ân, gerek insanı, gerek toplumları, ruhunda taşıdığı tövbe ettirici mucize taşlarıyla, mermeriyle yeniden örer, yeniler. İçimize yerleşen ve kadim mezarlar gibi katmerleşen kirlilik duygusunu bir kâğıt gibi yakar. Günü geçmiş ve geçerliliği kalmamış evraklar gibi yakar.
Tövbe, ruh için işte böyle bir ülkedir.
Tövbedeyse, günahın özüne dokunulmakta, günahın mayası değiştirilmektedir. İnsan kendini içten onaracaktır. Allah önünde geçirilen bir değişimdir bu içimizde dört mevsim. İçimizde bahar, gökgürültüsü ebemkuşağı, sonbahar metafiziği, kış derinliği ve sonunda bulutsuz bir yaz.
Kalbinin bütün samimiliğiyle Allah'ın önünde yere kapanmış bir müslümanın günahı, ansızın gelen bir şimşeğin yıktığı bir ağaç gibi devrilir, yanar tövbe zamanı. Müslüman da, bu kül yığınının içinden taptaze ve yemyeşil bir bahar sürgünü gibi çıkar ve gider. İşte dönüşsüz tövbe.
Ahiretin bu dünyadaki izi olan hicret adamı özelliğini anlamaz olduk. Bu dünyaya yerleşmek istedik, o yüzden bir sürgüne mahkûm edildik, kendi kendimizden sürgün edildik. Çağdan sürüldük. Kendi ülkemizde sürgünüz şimdi.