Bu kitabı liseye başladığımda yani bir 4-5 yıl önce okumuştum sanırım. O zamanlar Grinin Elli Tonu’nun filmi yeni çıkmıştı ve bu tarz hikayeler nedensizce ilgimi çekiyordu. O dönemde okuduğumda Ignazio diye ölüp bittiğimi hatırlıyorum. Ancak şimdi 3. kitabını aldığım için tekrar okuduğumda kitabın ne kadar çok Elli Ton çakması olduğunu anladım. Cinsellik beni rahatsız eden bir şey olmasa da kitabın neredeyse her sayfasında olmasına gerek var mıydı bilemiyorum. Yazarın biraz ticari kaygıya düştüğü açık bir gerçek.
Kitap genç bir üniversite öğrencisiyle 38 yaşındaki bir “iş” insanının aşkını anlatıyor en basitiyle. Karissa maddi olarak refah seviyesinde olmadığı için basit takılırken Ignazio onun önüne resmen dünyaları seriyor. Lüks yemekler, kıyafetler, arabalar, Las Vegas vb. Aralarında bu şekilde bir aşk yaşanırken Ignazio’nun geçmişiyle Karissa’nın bir şekilde bağlantılı olması aralarındaki ilişkiyi değiştiriyor.
Kitabı okurken kendimi Karissa’nın yerine koydum, şu an onunla aynı yaştayım ve onun yaptığı şeyleri yapar mıyım diye düşündüm. Birden bire önüne çıkan adamla 2. görüşmede sevişmek, şak diye aşık olmak, birkaç gün sonra ise nişanlanmak... Biraz hızlı geldi bana bu ilişki. Ama böyle kitapların tabiatının da bu olduğunu biliyorum. Saf salak bir kızla yakışıklı, zengin ve kudretli bir erkek. Çok da büyük bir numarası yok yani.
Kitap klişe dolu olsa da aslında bir şekilde kendini okutturuyor. Özellikle de sonunun açık uçlu bitmesiyle bir sonraki kitabı da merak ettiriyor. Bu açıdan yazarın iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim.
Kesinlikle kötü bir kitap olmasa da çok büyük beklentilerle okumamak gerek bence. Standart bir aşk hikayesi okuyacağınızı ve içinde biraz “polisiye” olabileceğini düşünüp elinize alırsanız eğer oldukça beğenirsiniz.
Bu güne kadar birçok fantastik kitap okudum. Büyüler, periler, acımasız savaşlar, melekler, kan rengine göre sınıflandırma... Ancak bu seri bende ilk okuduğum andan itibaren çok farklı bir hissiyat uyandırdı. Okuduğum onca fantastik seri arasında ilk defa bir kadın karakter “aptal” değildi mesela ya da erkek karakter “mükemmel” değildi. İki karakterin de bunca ütopik öğenin ardında aslında “sıradan” oldukları ve mükemmel olmadıkları neredeyse her satıra kazınmış bir gerçekti. Bu yüzden de bu seri tüm evrenlerin dışında, benim için ayrı bir yerde duracak.
Hava Uyanıyor serisinin bundan önceki 4 kitabının hepsinde, her sayfasında bir öncekinden daha da kötü olaylar oldu. Her kitabın sonunda resmen hikaye baştan başladı ve o başlayan hikaye aynı kitabın sonunda yerle bir edildi. Bu yüzden de Kristal Taç için beklerken yazarın bunca yenilgiyi, ölümü nasıl toparlayacağını düşündüm. Kitabı okurken de bazı şeylerin toparlandığını görmek beni tatmin etti.
4. kitabın sonunda eski Büyücülük Bakanı Victor’un tahtı kristaller ve Vhalla’nın büyüsü sayesinde ele geçirdiğini öğrenmiştik. Kitap da aynen 4. kitabın bıraktığı yerden devam ediyor. Kitabı okurken şunu fark ettim ki bundan önceki kitaplarda çoğu karakter tutarsızlıklar gösterirken son kitapta neredeyse hepsi rollerinin farkındaydı ve oldukça oturaklılardı. Özellikle de Aldrik omzuna tahtın ve savaşın yükünün eklenmesiyle daha da olgun biri haline gelmişti.
Kitap serinin en iyi kitabı bence değildi, bence en iyi kitap 4. kitap ama kesinlikle seriye yakışan bir sonla bitti. Bu yüzden de okurken tatmin oldum.
Savaş sahneleri, Vhalla ve Aldrik’in çaresizliği de oldukça iyi işlenmişti. Ancak kitapta en çok beğendiğim kısım mutlu şeylerin insanı olmasam da kesinlikle sonuydu, seriyi okurken mutluluğa o kadar çok aç
Kristal TaçElise Kova · Yabancı Yayınları · 20202,236 okunma