https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
"Demek bunların ta o zamanlar farkına varmıştım ama anlaşılan Cem asla farkına varamayacaktı. Bu ömründe insanlığında kaybolmuştu. Ama anlayamayacağını bildiğimden bu konuda konuşmadım ve sustum. Bir süre ikimiz de sustuk ve yaprakların hışırtısından başka hiçbir şey duyulmadı bahçede. Neden sonra: “Aslında kalkıp gitmeliyim buradan,” dedi, “çünkü bütün kaybedenler gibi sen de Tanrı olduğuna inanmaya meyillisin. Ben seni bildim bileli diğerlerinden farklı ve üstün olduğuna dair bir kompleksin vardı. Sıradan, herkes gibi olmayı hiçbir zaman kabul edemedin. Psikolojiden az çok anladığım bir şey varsa o da aşağılık kompleksi denen şeyin asla insanın sürekli kendini aşağılık hissetmesi olmadığıdır. Aşağılık kompleksi olan insanlar bazen bir hiç olarak görürler kendilerini bazen de üstün bir varlık, hatta Tanrı olarak... Sendeki sorun da buydu işte.” Çok uzun zamandır düşünmüş gibi söylemişti bunları. Sonra rahatlamış gibi biraz soluklanıp birasının son yudumunu içti. Bira isteyip istemediğini sordum. İstemedi. Neden böyle düşündüğünü sorduğumda bana ilgiyle baktı ve beni aydınlatan o soruyu sordu: Anne babamın adını hatırlıyor muydum?"
Sayfa 181·Kitabı okudu
Edebiyat
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
Kaplumbağa kıtasında ölüp tekrar dirilişimde yine beyaz adamın kıtasında açacaktım gözlerimi. Beyaz adamla aramız ise giderek açılıyordu. Eskiden kutsal ölüm tanrısı olan ben artık kötü bir ölüm habercisinden başka bir şey değildim onların dünyasında. Shakespeare denen müphem yazar benim sesimle kötülüğün kapılarını açtığımdan dem vuruyor; “…ama kuzgunlar nasıl vebalı evin damına üşüşür, bu da gelip aklıma takılıyor” diye yazıyordu. Avrupa’da Baykuş zamanıydı. Ruhları olmayan akla tapan filozoflar türemişti her yanda.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
"Ama çocuk yedi yaşına gelip okula gitmeye başlayınca okul öncesinin sonsuz ve yekpare zamanı parçalanacaktır artık; ders saatlerine, teneffüslere, okul ve tatil günlerine bölünecektir. Sonra okulda dünyanın keşfedilmiş bir şey olduğunu öğrenir çocuklar. Dünyanın eski ve küçük bir küre olduğunu öğrenmeye başlarlar. Böylece sınırlanmış zamanın ve mekânın bilgisi yüzünden cennetten kovulur insan. Bu yüzden bir yetişkin için çok ama çok değerlidir her şeyin unutulduğu ve hayatın bir oyun olduğu anlar yakalamak; üzerinden geçen onca yıldan sonra gündelik hayatından kopabildiği bazı anlarda çocukluğunun sonsuzluk hissini kısa bir süre için bile olsa yeniden duyabilmek."
Sayfa 14·Kitabı okudu
Edebiyat
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
Üzerinde uçarken “Büyükbaba,” diye seslendim ona “acele konup, dinlenecek bir yer bulmalıyım.” Cevap vermedi. Çaresizdim, konacak bir yere ihtiyacım olduğunu tekrar söyledim. Ama yine cevap vermedi. Yapacak başka çarem yoktu ve “konacak bir yer bulamazsam öleceğim,” dedim ona. Bu defa bana yanıt mı verdi yoksa kendi kendine mi konuştu bilinmez, “Artık çubuğu çıkınından çıkarıp, çubuk torbasını açma zamanı geldi,” dedi. Demek ki ya Tanrılardan bir şey isterken ısrarlı olmak en az üç kere isteğini söylemek gerekiyordu ya da istediğin şey ile tanrıların yapmayı düşündüğü şeyin birbirine denk düşmesi. Yoksa senin için parmaklarını bile kıpırdatmazdı kibirli Tanrılar. Sonra içinde Nuh’un gemisi gibi her cinsten hayvan olan çıkınını açtı ve şarkı söyleyerek bir dalgıçkuşu çıkardı. Dalgıçkuşuna sulara dalıp, gagasında bir parça çamur çıkarmasını emretti. Kuş suya daldı ama eli boş çıktı sudan; “Daldım ha daldım ama bir türlü dibe ulaşamadım,” diye dert yandı, “Az kalsın ölüyordum. Su çok fazla derin.”
Sayfa 103·Kitabı okudu
Edebiyat
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
Sabahları uyandığımda kendimin bile bir kurgu olabileceğini düşünüyorum zaman zaman. “Düşünüyorum o halde varım” diyemiyorum. Pek çok anlatıdaki kurgusal karakter gibi bir yazarın gevelemelerini yazmak için kullandığı biri de olabilirim. Şu dizüstü bilgisayarı koyduğum tahta masadan, geçmişime kadar her şey kelimelerle dolu renksiz dünyanın içinde de olabilir pekâlâ ve bu benim umurumda değil. Çünkü önemli olanın gerçeklik değil benim onu nasıl algıladığım olduğuna karar vereli çok oldu. Dedim ya eskiden hakikati az da olsa dile getirebildiği için kutsardım şiiri. Hatta sadece şiir için yaşanacağını düşünürdüm. Şimdi hakikati dile getirebileceğinden falan değil yalan da olsa sözün kıymetinden, güzelliğinden ötürü seviyorum şiiri. Çünkü Pavese’nin dediği gibi: “Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. Bunun korkunç yanı, doğrunun ne olduğunu bilmememize karşın, bir yalanın yalan olduğunu hala anlayabilmemizdir” ve hakikat, şiir veya başka bir şey için değil sadece yaşamak için yaşanabileceğini bilecek kadar büyüdüm artık.
Edebiyat
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karga-kitabi/582436.html&manufacturer_id=169625
"Pek çok kişi de çoğunluk tarafından kabul görmüş dini hakikatlere bağlanmayı tercih eder genelde. Bazıları da diğerlerinden herhangi birini tercih eder. Pek azı hakikate kendileri ulaşmaya çalışır. Bunlar genelde felsefeye başvururlar ve sonuçta kendilerine bir hakikat tasarımı oluştururlar. Ne var ki bütün hakikat tasarımları sınanamaz kurgulardır. Kısacası o “yüce mutlak hakikati” arayanlar da hakikate varmazlar, onu inşa ederler. Bu yüzden hakikat kocaman kötü bir şakadır aslında. Felsefe’yi de “bilgeliği, hakikati sevmek, arzulamak” diye çevirirler Türkçeye. Kasıtlı olarak yanlış yapılan bir çeviridir bu. Çünkü “philosophia”nın bire bir çevirisi hakikat seviciliktir. “Sophia”, antik Yunancada hakikat anlamına geliyorsa “philia” ise “sevicilik” anlamındadır ki birçok psikolojik rahatsızlığın isimlendirilmesinde de bu anlamıyla kullanılır: Necrophilia (ölü sevicilik) ve Zoophilia (hayvan sevilik) gibi. Yani felsefe de bütün diğer sevicilikler gibi patolojik, sapkın bir davranıştır özünde: Gerçekliğe duyulan sapkınca bir bilme isteği. Neden sapkıncadır, çünkü mutlak gerçekliği bilmenin hiç yolu yoktur. Hep söylenegeldiği gibi felsefi soruların kesin cevapları yoktur. Olsa olsa sanılara vardıran sapkın bir eğilimdir bu. Hakikate ulaşmak için yola çıkanların yolun sonunda ona varabileceğinin garantisi de vardıkları yerin hakikat olduğuna emin olmalarının da hiçbir yolu yoktur. Sonunda kendi inşa ettiği felsefi söylemle avunacaktır filozof en fazla ya da kendi arzu, hayal ve kurgularını dayatmaya çalışacaktır varlığa. Ama Platon’un dediği gibi sadece bir “doxa”dır bu. Hem ne demeye hakikati aramak için yola çıkılmıştır ki? Nihayet önceden olduğumuz yerle hakikate ulaştığımızı sandığımız yer arasında esasında hakikate yakınlık bakımından hiçbir fark olamayacaksa."
Sayfa 16·Kitabı okudu
Edebiyat