Üzerinde uçarken “Büyükbaba,” diye seslendim ona “acele konup, dinlenecek bir yer bulmalıyım.” Cevap vermedi. Çaresizdim, konacak bir yere ihtiyacım olduğunu tekrar söyledim. Ama yine cevap vermedi. Yapacak başka çarem yoktu ve “konacak bir yer bulamazsam öleceğim,” dedim ona. Bu defa bana yanıt mı verdi yoksa kendi kendine mi konuştu bilinmez, “Artık çubuğu çıkınından çıkarıp, çubuk torbasını açma zamanı geldi,” dedi. Demek ki ya Tanrılardan bir şey isterken ısrarlı olmak en az üç kere isteğini söylemek gerekiyordu ya da istediğin şey ile tanrıların yapmayı düşündüğü şeyin birbirine denk düşmesi. Yoksa senin için parmaklarını bile kıpırdatmazdı kibirli Tanrılar.
Sonra içinde Nuh’un gemisi gibi her cinsten hayvan olan çıkınını açtı ve şarkı söyleyerek bir dalgıçkuşu çıkardı. Dalgıçkuşuna sulara dalıp, gagasında bir parça çamur çıkarmasını emretti. Kuş suya daldı ama eli boş çıktı sudan; “Daldım ha daldım ama bir türlü dibe ulaşamadım,” diye dert yandı, “Az kalsın ölüyordum. Su çok fazla derin.”