"Kuş seslerinden ve ağaç yapraklarının rüzgârdaki hışırtısından başka ses olmayan cennetin huzurlu bahçesindeydik sanki.
Kahvaltımızı bitirmiş çay keyfi yapmaya başlamıştık ki “Evet,” dedi, “artık rüyalarından bahsedebilirsin.” Geçen gecelerden birinde onu Kızıl Kuş olarak gördüğüm rüyadan bahsettim önce. “Evet,” dedi, “Kartal’ı hatırlıyorum. Senin gibi onu da çok uzun zamandır görmedim.” “O da başka suretlerde yaşamaya devam mı ediyor?” diye sordum. “Evet,” dedi, “bütün varlıklar gibi. Bütün varlıklar insan suretlerinde yaşamaya devam ederler ama bazen kaybolurlar senin gibi.” Neden dönüştüğümüzü sordum; neden kendi özgün bedenlerimizde kalmayıp da insan suretlerine büründüğümüzü ve şimdi etrafta şu gördüğümüz kargalarla nasıl bir ilişkimiz olduğunu. “Dur,” dedi, “çok hızlı gidiyorsun. Ama aslında ben de bir varlık olduğunu sonradan keşfeden biriyim. Sadece senden birkaç yıl önce farkına vardım bunun. Evet, çok kitap okuyorum ama kitaplarından anladığım kadarıyla felsefeye meraklı olan sensin. Bu soruların cevaplarını sen bulabilirsin belki. Ben sadece ezeli geçmişimi hatırladım ama neden insana dönüştüğümüzü bilmiyorum. Bildiğim her dönüşmemizde hafızamızı kaybettiğimiz. Diğer kargalara gelince, evet, şimdiki kargalar gibi görünmüyoruz; çünkü onlar sadece birer karga biz ise onların ruhuyuz. Nasıl desem, onlar bizim ilk görünüşümüzün yankıları sadece.”