Anadolu'nun Manevi Direklerinden Şeyh Şaban-ı Veli
Kadir Gecesi'nin ertesi, Çanakkale Zaferi'nin arefesine eksiği gediğiyle nasip oldu. Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin bilinmesine bir nebze katkı verme hayalimin gerçek olduğu için çok şükür... 37 BÖLÜM... 180 sayfa, roman... Kitapyurdu'nda... “Anadolu’nun Manevi Direklerinden Şeyh Şaban-ı Veli”, özellikle çocuklar ve gençler için özel olarak hazırlanmış; tarih, kültür ve değerler dünyasını hikâye diliyle buluşturan bir romandır. Bu kitapta Kastamonu’nun yeşil tepelerinden İstanbul’un kalabalık medreselerine, oradan Bolu’ya uzanan ve yeniden Kastamonu’ya dönen uzun bir yolculuğa tanıklık edeceksiniz. Şeyh Şaban-ı Veli’nin ilimle başlayan, sabırla derinleşen ve insan sevgisiyle olgunlaşan hayatı; edebiyatın kurmaca olanaklarıyla, sade ve etkileyici bir anlatımla sayfalara taşınıyor. Okuyucu, bu yolculuk boyunca bir velinin hayatı ile birlikte öğrenmenin, beklemenin, dinlemenin ve doğruyu aramanın ne demek olduğunu keşfedecek. Kitap; sabır, merhamet, adalet, hoşgörü, alçak gönüllülük ve sorumluluk gibi temel değerleri öğüt vermeden, olayların doğal akışı içinde hissettirmeyi amaçlıyor. Her sayfası canlı betimlemeler, samimi diyaloglar ve Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin iç dünyasına açılan düşüncelerle zenginleştirilmiş bu eser; okuyucuyu hem roman türünün kurmaca dünyasına davet ediyor hem de kalıcı izler bırakacak bir değer yolculuğuna çıkarıyor. “Anadolu’nun Manevi Direklerinden Şeyh Şaban-ı Veli”, çocuklar için bir hikâye; gençler için bir arayış; anne babalar ve öğretmenler için güvenle paylaşılabilecek, anlamı derin bir başvuru kitabı niteliği taşıyor. Ümit ÇELEBİCAN kitapyurdu.com/kitap/anadolunu...
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kâr Bir Hedef Değil, Sonuçtur
Üretim ve Liderlikte Emanet Bilinci" kitabımın felsefesinden bir kısım... Kâr Bir Hedef Değil, Sonuçtur 📌 Bunu anlayabiliyor muyuz ? Anlayabilen karar vericilerin sahip olduğu huzuru ve mutluluğu bir bilseniz tüm yönetim kararlarını değiştirirsiniz. İş dünyasında birçok #lider, kâr elde etmeyi bir "Neden" olarak görüyor ve stratejilerini sadece buna göre kurmayı tercih ediyor. Bu bazen işletmenin bazen ise karar vericinin bireysel ana hedefi ve stratejisi oluyor. Ben kitaplarımda bu noktada bir ayrım yapmaya çalışıyorum 🙏 #Kâr, kurumun ana varlık nedeni olamaz, olmamalı; o, sadece sistemin Nasıl işletildiğinin ve Neye hizmet ettiğinin (emanetin nasıl yönetildiğinin) bir sonucu olarak görülmelidir. Kârı bir #hedef olarak değil, sonuç olarak gören bir #liderlik, "Emanet Bilinci"yle hareket ediyordur. Bu #bilinç; kaynakları (insan, zaman, doğa) sadece mülkiyet olarak görmez, geliştirilmesi ve yarına taşınması gereken birer emanet olarak görür ve yönetir. Eğer siz insanı yücelten, adil süreçler kurar ve topluma gerçekten değer katan bir hizmet/ürün üretirseniz , #kâr zaten kaçınılmaz ve kalıcı (asırları aşan) bir sonuç olarak gelecektir. 💫 Türkiye’deki birçok işletmenin kronik #verimlilik ve #sürdürülebilirlik sorunu, kâr hırsının (hırs, gayretin tansiyonudur) emanet bilincinin önüne geçmesidir değerli bağlantılarım. Paylaştığım görsel, bir farkındalık çağrısı olarak değerlendirilmesini arzu ederim ve değerli düşünce sisteminize temas etmesini dilerim. ▫️ Odak noktanızı sadece çeyrek dönem bilanço raporlarından, insan ve değer odaklı süreçlere kaydırmaya özen gösterin. ▫️ Şirketinizi sadece kâr makinesi olarak görmeyin; onu yarına miras bırakacağınız bir emanet olarak yönetin ve gayret gösterin. ▫️ Çalıştığınız kurumun "Neden"ini sorgulayın. Sadece birer
Gerçek liderler, rahatsız edici gerçekleri duymaktan korkmaz.
Organizasyonunuzda herkes susuyorsa, sorun yok değil. Liderlik yoktur. Etrafınızdaki şirketlere bir bakın lütfen İşler “iyi gidiyor” gibi görünüyor değil mi _ Günlük süreç raporları , hedefleri her şey yolundadır. Toplantılar sakin geçiyor ve kimse birbirine itiraz etmiyor değil mi ? Ama sahaya indiğinizde aslında görünmeyen başka bir tablo varsa ! Gerçekte yaşanan problemler konuşulmuyorsa Hatalar saklanıyorsa İnsanlar sadece kendilerine söyleneni yapıyorsa ( emin olun buna şükür edersiniz ) Geçmişte ya insanlar gerçeği söylemenin bedelini öğrendiyse ve öğrendikleri ciddi manada onlara zarar verdiyse ? Gelin bir de güçlü organizasyonların durumuna bakın. Orada insanlar özgürce konuşuyordur. Problemler saklanmıyor, görünür oluyordur. Liderler rahatsız edici gerçekleri duymaktan kaçmıyorlardır. yani Körler Sağırlar Birbirini Ağırlamıyordur ! Yıllardır üretim sahalarında gördüğüm kritik kırılma noktası olarak şunu söyleyebilirim : ▫️ Bir organizasyonda insanlar konuşamıyorsa, orada kalite düşüyor, maliyetler artıyor ve sistem yavaş yavaş çöküşe geçiyor. Ancak işletmede ▫️ insanlar rahatça konuşabiliyorsa, o organizasyon öğreniyor, gelişiyor ve güçleniyor. Çünkü #liderlik; her şeyi bilmek değil, gerçekleri duyabilecek ortamı kurabilmektir. Konuşan organizasyon görev ve sorumluluğunu biliyor ve iç süreçlerinde tedarikçi-müşteri ilişkisini yönetip sürekli kendini geliştiriyor. Bunun çıktısı olarak #verimlilik elde ediliyor.
Güven
Bir liderin en büyük gücü makamı değil, güvendir 📌 Birçok yönetici organizasyonu talimatlarla yönetebileceğini zannediyor olabilir. Süreçler dizayn edilir, hedefler belirlenir, raporlar hazırlanır. Her şey kağıt üzerinde doğru görünüyor değil mi? Ama sahaya indiğinizde başka bir gerçekle karşılaşırsınız. İnsanlar konuşmuyordur. Problemler saklanıyordur. Hatalar görünmez hale getirilmiştir. Çünkü sahada güven yoktur. Oysa güçlü kurumların sırrı teknoloji, makine parkı ya da bütçe değildir. Gerçek farkı oluşturan şey güven kültürüdür. Bir çalışan liderine güveniyorsa: • Problemi saklamaz, ortaya koyar. • Sorumluluk almaktan kaçmaz. • Fikir üretir, katkı sunar. Ama güven yoksa insanlar yalnızca görevlerini yapar. Ne bir adım ileri giderler ne de organizasyonu ileri taşırlar. Yıllardır üretim sahalarında, fabrikalarda ve yönetim masalarında gördüğüm en net gerçek şudur: Bir organizasyonun gerçek performansı, makinelerin hızından değil insanların lidere duyduğu güvenden anlaşılır. Çünkü güçlü liderler önce sistemi değil, güveni inşa eder.
MUHSİN BAŞKAN "GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR" ADLI KİTABIMDA-KDY
MUHSİN BAŞKAN VE İSTİŞARE SELİM GÜRBÜZER Muhsin Başkan bizim gerek gençlik gerekse olgun yaşlarımızda hep Başkanımız olarak bildik. Gençlik yıllarımı doğup büyüdüğüm Bayburt’ta, üniversite gençlik hayatımı mezun olduğum Erzurum’ Atatürk Üniversitesinde, ilk memuriyetimi İstanbul Sultanahmet Sağlık Eğitim Merkezinde ve memuriyetimin ikinci basamağını Balıkesir Sağlık Eğitim Merkezinde geçirdiğim yıllar içerisinde kendisini zahiren görme hiç nasip olmamıştı. Ta ki Ankara’ya naklen atamam gerçekleşti, hele şükür işte o zaman kendisini sık sık görme şerefine nail olabildik. Hele o’nun “Allah Resulünün hakikatleri dışında liderde teşkilatta tartışılır” diye yeni oluşumun fitilini ateşleyip Ankara Söğütözü’nde Büyük Birlik Hareketine start verdiği andan itibaren hiç tereddütsüz bu yeni oluşum içerisinde bizimde çorbada tuzumuz olsun düşüncesiyle halis niyetle hareketin fikriyatını ortaya koyan Nizam-ı âlem dergisi, Alperen Dergisi ve Gündüz Gazetesine yazdığım yazılarla destek vermeye çalıştım. İşyerimin Ankara Beşevler’de olması avantajıyla hemen her gün iş çıkışı Ankara Sıhhiyedeki Sağlık Bakanlığının arka sokağında BBP Genel Merkezine uğramadan eve gitmezdim. Derken iş çıkışı ve hafta sonları bu uğrayışlar sırasında bazen Muhsin Başkanı Genel Merkeze girişlerinde ya da çıkışlarda karşılaşıp göz göze geldiğimiz çok olurdu. Bir defasında da göz göze gelmenin ötesinde BBP Genel Merkezde Selçuk Özdağ'la karşılaştığımızda elimden tutup Başkanın makamında beni Gündüz Gazetesinde Sivil Toplum, Sivil Katılım, Sivil İnisiyatif gibi konularda kalem oynatan yazar olarak tanıttığında zahiren tanışmış oldukta. Tabii Muhsin Başkan bu tanışıklığımızın akabinde hem Selçuk Özdağ’la hem de benimle istişare edip partinin bu tip yeni söylemlere çok ihtiyacının