"...Toprak ananın hazan mevsiminden itibaren kendini toplamak, tazelemek için ilkyaza değin nadasa girmesi, yeniden uyanış için sessizliğe bürünmesi ve bu durgunluğun ardından önce tomurcuk, çiçek ve sonra insanoğluna, kuşlara ezcümle canlıya faydalı meyveler olarak zuhur edivermesi; tohumun en uygun boşluktan, kimi dağ kekiklerinin kayaların bağrındaki en uygun çatlaklardan başını uzatıp en büyük ateş olan güneşe “Merhaba!” diyerek seslenişi; tabiatın demir gibi, çelik gibi dinç bir hâlde “Günaydın, gözün aydın, ben yok olmadım, taptaze yeniden doğdum.” müjdesini vermesidir Nevruz...
Tıpkı, düşman saldırısına maruz kalıp bu düşmandan son anda kurtulabilen Kıyan ile Nüküz’ün, hasılı birkaç Göktürk’ün, toprak anaları tarafından Ergenekon adlı yerde koca bir sonbahardan ilkbahara, dört yüz yıl saklanıp, korunup dinlendirilmesi, çoğalmaları; bazı rivayetlere göre bir bozkurt, bazılarına göre ise bir demirci olan Börteçine’nin kılavuzluğunda öz illerine yeniden 'Merhaba!' demelerinin sağlanması gibidir Nevruz... Doğanın Ergenekon’da bir nevi şekle bürünmesi, tezahür etmesidir Nevruz..."