KURMACA / GERÇEK
"...Kurmaca, bana gerçeğin taşıyamadığı bir esneklik verir zira bazen gerçek, dayanılmaz bir ağırlık gibi çöker omuzlarıma. Bir
kaybın acısı, bir yanlışın telafisizliği, zamanın sert akışı... Bunları olduğu gibi yazmaya kalksam belki yazı bile bana düşman kesilir
ama kurmacanın içine gizlediğimde o ağır hakikati daha taşınabilir, daha katlanılabilir bir hâle getiririm. Yani kurmaca, gerçeği örtmez; tersine, onu başka bir ışıkla görünür kılar. Kurmaca bana hep bir sığınak gibi görünür. Gerçek hayatta yapamadıklarımı, söyleyemediklerimi, göze alamadıklarımı kurmacada yaşadım. Yazarken sözcüklerle kendime başka bir benlik inşa ettim; bazen kahraman oldum, bazen mağlupların safında yer aldım. Kurmaca, aslında benim kendimle konuşma biçimimdi. Öte yandan, kurmaca ile fazla haşır neşir olduğumda kendime şu soruyu da sorarım:
“Acaba yaşadığım şeyler de bir kurmaca mı?”
Belki de gerçek dediğimiz şey, ortaklaşa inandığımız bir hikâyeden ibarettir. Tarihler, yasalar, değerler, hatta günlük alışkanlıklarımız... Bunlar da birilerinin kurduğu, bizim de sahiplendiğimiz
anlatılar değil midir?
İşte, o noktada gerçek, kurmacadan daha kurmaca görünür gözüme..." (s. 260)