Yerli fantastik kurgu türü kitapları seviyorum. Bu kitapta bu sevgimin nedenini net bir şekilde anladım. Yabancı fantastik kurgular iyi, hoş ve büyülü kalemlerin elinden cidden çok güzel eserler çıkıyor. Ancak bazı kitapları okurken soyut ve soğuk gelebiliyor ve bir türlü sizi saramıyordu. Bu kitapta ise bunun tam tersi bir durum söz konusu. Geçmişimiz ve tarihimizle örülmüş, bizim kültürümüzden gelen hep duyageldiğimiz efsaneler ile bezenmiş ve gerçek ile gerçek üstünün ahenkle iç içe geçtiğini gördüğümüz harika bir kurgu ile karışlaşıyoruz. Bu kitapta yazar adeta Dazai'nin "Hakikat insanın inandığı şeylerdir, ama hakikat insanın bir şeylere inanmasını sağlayamaz" sözüne nazire yaparcasına bizi hakikatler ile kurgusunun içine alıp, bize kendi gerçekliğine inandırıyor.
Konusu zaten her yerde geçtiğinden o kısma çok girmeden bu kitapta beni en çok çeken şeyi söylemek istedim. Bunun yanı sıra, anlatımda yer yer kopuk geçişler, birçok olayı aynı paralelde anlatmanın getirdiği teknik zorluklar ve bu nedenle bazı karakterlere daha detaylı inememe gibi önemsenmeyecek ve ilk kitaba göre çok başarılı bile sayılacak bir dil vardı diyebilirim. Ama dilin büyüsüne de kapılamadığım için diğer kitaplarda bunun daha başarılı olacağını umduğum için onları okumayı sabırsızlıkla bekliyorum, ki onlardan daha ümitliyim.