“Sakın pek çoklarına onları sınamak için, avunsunlar diye verdiğimiz dünya hayatının parlaklığına gözünü dikme! Çünkü Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır” (Taha; 131).
Bu, Allah Azze ve Celle’nin, hâli korumak ve verilene razı olmak konusunda seçkin nebisine verdiği bir edep dersidir. “Rabbin’in rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır” ifadesi de ‘sana verdiğim hayır, yani; nübüvvet, ilim, kanaat, sabır, velâyet-i din ve din asaleti başkalarına verdiğim şeylerden daha değerli, daha seçkindir’ anlamındadır.
Hayrın tamamı; kişinin hâlini korumasında, hâline razı olmasında, başka şeylere iltifat edip bakmamasında bulunur. Çünkü dünya malı ya senin kısmetindir ya başkasının kısmetidir ya da hiç kimsenin kısmeti değildir de Allah onu bir fitne, bir imtihan olsun diye var etmiştir. Eğer senin kısmetinse; istesen de istemesen de sana ulaşacaktır, bu yüzden onu talep ederken elde etmek için edepsizlik etmen ve aç gözlü davranman yakışık almaz. İlim ve akıl açısından övülen davranış budur. Başkasının nasibine gelince, asla elde edemeyeceğin bir şey için kendini boşuna yorma. Kimsenin nasibi olmayıp insanlar için fitne olarak yaratılmışsa akıllı bir kişi, fitneye düşüp imtihan edilmeye nasıl razı olur? Buradan anlaşılıyor ki hayır ve kurtuluş tamamen kişinin hâlini korumasındadır.