Dış mihraklar gerçekten operasyon mu çekiyor. İşte uzmanindan cevabı
Prof. Özgür Demirtaş şöyle demişti :

- Dış mihrak tabii ki vardır.
- Hep vardır ve hep olacaktır.

- Ama sen...
- Bir, yapısal reformları yaparsan...

- İki, eğitim sistemini düzgün ve kaliteli hale getirirsen...

- Üç, hukuk sistemini adil, güvenilir ve şeffaf şekilde yapılandırırsan...

- Dört, elindeki parayı sadece betona değil bilime, teknolojiye, katma değeri yüksek ürünler üretebilecek tesislere harcarsan...

- Dış mihraklar istedikleri kadar harekete geçsinler.

- Dış mihraklar istedikleri kadar sana savaş açsınlar.

- Ekonomik olarak sana müdahale etmeleri çok zorlaşır. Müdahaleleri asla bu kadar kolay olmaz, olamaz.

- Dış mihraklar seninle uğraştığı için sen güçsüz değilsin! Sen güçsüz olduğun için dış mihraklar seninle uğraşır!

- Denklemi böyle kurmak lazım...

meltem şen, Büyük Dedem Karl Marx'ı inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Bugün bizler, Marx'ın bilimsel sosyalizmin kurucusu olduğunu, onun toplumsal, siyasi görüşlerini biliyoruz. Fakat Marx'ın kendisi hakkında pek şey bilmiyoruz. Bu bağlamda denebilir ki, Marx'ın açtığı ufuk sayfaları "kendi"sini bastırdı, geri plana itti. Bu noktada kitabı yardımcı olarak gördüm.

Kitap, Marx'ın en büyük kızı Jenny'in iki nesil sonraki soyundan gelen Robert-Jean Longuet tarafından kaleme alınmış. Adından da anlaşılacağı gibi, kitap Marx'ın hayatını anlatıyor, belli bir yönüyle.
Belli bir yönüyle vurgusu tamamen bana ait. Çünkü kitapta yoğun nokta Marx'ın çalışma tutkusu, belli etmediği duyguları ve insani ilişkileri üzerineydi.
Bu açıdan beni en çok etkileyen şeylerden biri Marx'ın düşüncelerine ev sahipliği yapan, onu düşünsel olarak ilerleten yollar oldu.

Marx önce hukuk eğitimine başlamış, daha sonra aklındaki bitmek bilmeyen sorular ve Hegel'den etkilenmiş olması nedeniyle hukuğu bırakıp felsefe öğrenimine başlamıştır. Bu sıralarda Marx'ın düşünsel dönüşümünde sanatın rolü yoğunluk kazanmıştır. Çünkü Marx derslerinden kalan boş vaktinin neredeyse bütününü okuyarak, tiyatroya giderek, çeşitli faaliyetlerdeki kulüplere katılarak geçirmektedir. Katıldığı bu kulüplerde pek çok siyasi, sosyal, felsefik konuşmalar yapmıştır. Burada tanıştığı farklı görüşlerdeki entelektüel insanlardan etkilenmiş ve bu onu tekrar çeşitli okumalar yapmaya itmiştir. İlgilendiği okumaların çeşitliliği, onu yoğun araştırmalara, karşılaştırmalara ve eleştirilere yöneltmiştir. Aşk hayatıysa onun aslında her zaman içinde var olagelen başka bi' yönünü öne çıkarmıştır, şiir yazma yetisini.

Marx'ın aşık hali de onun karakterini ve yaşamını şekillendiren önemli etkenlerden biridir. Marx'ın hayat arkadaşı Jenny'e ömrü boyunca duyduğu aşk, onun aslında yaşama tutkusunu beslediği, çalışma itkisini oluşturan temel şeylerden biridir.
Marx'ın gazetecelik mesleğine başlamasıyla siyasilerin dikkatini çekmesi neredeyse bir olmuştur. Savunduğu her fikri en ince ayrıntısına kadar, net bir şekilde açıklaması nedeniyle emekçi dünyasında inanılmaz takip edilir hale gelmiştir. Tüm bu hak savunan fakat "aykırı görünen" söylemler nedeniyle Marx uzun süreler ülkeden ülkeye sürülmüştür. Fakat bunların hiçbiri onu sindirmemiş, aksine ters etki yaratmıştır.

Marx geçici sürelerde çalıştığı çeşitli gazete ve dergilerden elde ettiği gelirini insanları bilinçlendirmek, kendi fikirleriyle tanıştırmak ve onlara düşüncelerinin nedenini anlatmak uğruna harcamıştır. O yüzden hayatında sık sık ekonomik sıkıntılar çekmiştir. Bu durumda bazı ufak miraslar ve bazı arkadaşların verdiği borçlar Marx ailesine her ne kadar yardımcı olsa da geçim sıkıntısı yaşamışlardır ve bunun zorluğunu özellikle evliliğin ilk on beş senesinde yoğun olarak hissetmişlerdir. Kendisi gibi amaç yolunda dirayet gösteren eşi Jenny ile tüm zorluklara karşı göğüs germişlerdir, bu, Marx'lar için mutluluk kaynağıdır da.

Marx'ın Fransa, Almanya, ve İngiltere'de yaptığı ayrıntılı çalışmaları ve uzun gözlemleri Marx'ı ayıran, eleştiriye iten pek çok fikre ulaştırmıştır. Friedrich Engels'le tanışması, birlikte Komünist Manifesto'yu yazmalarıyla tarihin en direnişçi metinlerinden biri oluşmuştur. Marx çalışma hayatının daha sonraki zamanlarında ise Kapital'in birinci cildini yazmıştır fakat ne yazık ki ömrü ikinci ve üçüncü ciltleri yazmaya yetmemiştir. Kapital'in devamını arkadaşı Engels tamamlamıştır.

Marx'ın hayatı boyunca ne kadar eylem halinde olan, sosyalist düşüncenin egemenlik kazanması, insanların bilinçlenmesi uğruna çalışan fakat tüm bu yoğunluk esnasında kendini sürekli geliştirmeyi bir an bile ihmal etmeyen biri olduğunu onun şu sözlerinden anlıyoruz:
"Ruhuma gerekli olanı dinginlik içinde gerçekleştiremiyorum. Rahattan ve dinlenmekten kaçarak hep mücadeleye doğru koşuyorum. Tanrıların bahşettiği her şeyi fethetmeye, bilim dünyasını cesaretle keşfetmeye, şiirde ve sanatta ustalığımı ortaya koymak isterdim. Durup dinlenmeden her şeyi öğrenme, istek ve eylemi bizden uzaklaştıran uyuşukluktan kaçınma, kısır düşünceler içinde kokuşup gitmeme ve aşağılık boyunduruğa boyun eğmeme yürekliliğini göstermek gerekiyor. Zira bizi eyleme geçiren her zaman arzu ve umuttur"

Ömer Nasuhi Bilmen’in Üstün Zekası
1940’lı yıllarda Amerika’da yaşanan bir olay sonrasında İslam’ın konuyla ilgili görüşünü öğrenmek üzere Ömer Nasuhi Bilmen’in kapısını çalan Amerikalı bilim adamları, çıkan sonuç karşısında şok geçirirler.

1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor.

Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için. Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar. Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir heyet Türkiye’ye geliyor.

Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar. Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor. Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar.

Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.

Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücün de buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.

Kafesteki adam
"Sahtekarlığı kuruma çevirip ve ondan kazanç sağlayan, bunlara uşaklık eden kan emici çalışanlar,saf insanların tuzağa düşürüldüğüne göz yuman yönetim sahipleri ve insanların maddelerdeki yasal haklarını pratik yaşamda kullanamadığı bir ülke, ne kadar medeni olabilir ki?...Ve her zaman dediğim gibi yönetimi hasta insanları daha bir hasta ...Hukuk Tanrının işidir...Paçavra insanın değil."

Moiz Efendi, bir alıntı ekledi.
8 saat önce

Asena Endişesi
Hatırlayalım... AKP iktidarının Meral Akşener'in MHP Kurultayı sürecinde topladığı noter onaylı delege imzalarına karşı Bahçeli'ye verdiği yargı desteği, hukuk faciası olarak kayıtlara geçmiştir.
Peki, bu niçin mi yapıldı?
Meral Akşener'den korunmak için!
Bahçeli, olağanüstü kurultayı engelleyerek MHP'deki genel başkanlık makamını muhafaza ederken, AKP de MHP'nin başına geçecek olursa, kendi tabanından oy alma potansiyeli bulunan Akşener'i tasfiye etmeyi düşünmüştür.
Kısacası Bahçeli-Tayyip yoldaşlığının izahı, Asena yani Meral Akşener endişesidir.
Akşener ismi semboldür. Esas olan, MHP ya da sağ cenahtaki muhalif harekettir. O muhalif hareketin başında Meral Akşener değil de başka biri de olsa aynı biçimde hedefe konulacaktı.

Sarayın Bozkurtları, Sabahattin Önkibar (Sayfa 28)Sarayın Bozkurtları, Sabahattin Önkibar (Sayfa 28)
Harun Eytemiş, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Uzun zamandır listemde olan ve ancak okuyabildiğim kitap, Finlandiya'nın kalkınmasını anlatan eşsiz bir eser. Kitapta Finlandiya anlatılsa da bunu diğer ülkelere ve tabii kendi ülkemize uyarlamak mümkün. Kitabin içerisinde altı çizilecek o kadar çok yer var ki...Eğitim, din, spor, hukuk, ekonomi gibi birçok alana değinilmiş. Aydınlara ve halka düşen görevler sıralanmış. Topluluğun her bir ferdinin elini taşın altına koymasıyla ilerleme kaydedilebileceği ifade edilmiş. Ben okurken kıyaslamayı sürekli kendi ülkemle ilgili yaptım ve gerçekten (Finlandiya'nın eski haliyle) uyuşan birçok durum gördüm. Okurken üzerinde düşünülmesi gereken de bir eser.

Gürkan ((şair)), Suç ve Ceza'yı inceledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Rodya Romanoviç Raskolnikov yoksul bir gençtir; Petesburg Üniversitesi'ndeki hukuk öğrenimini yarıda bırakır. Aklı Batı'dan gelen siyasi ve felsefi düşüncelerle karmakarışıktır. Nefret edilen kötü bir tefeciyi öldürecektir. Böylece finansal problemlerini çözerken aynı zamanda dünya kötü değersiz bir parazitten temizlenecektir. Raskolnikov daha yüksek bir amaca hizmet eden bir cinayetin kabul edilebilir olduğuna inanır. Bir sürü hesap kitaptan sonra harekete geçer ve kadının evine giderek onu baltayla vahşice öldürür. O anda Alonya ile birlikte yaşayan ve kimseye bir zararı dokunmayan üvey kız kardeşi beklenmedik biçimde içeri girdiğinden Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Müşterilerin rehin için bıraktıkları birkaç küçük süs eşyasını alır ve kimseye görünmeden oradan ayrılır.
Kimsenin kendisini görmediğini bildiği halde, Raskolnikov son derecede tedirgindir. Tedirginliği ailesi ve yakın çevresini de etkilenir. Raskolnikov'un hayatında üç kadın vardır. Bunlardan ilki olan annesi düşkün ve müşfik bir kadındır. Hayatındaki ikinci kadın kız kardeşi Dounia'dır. Hayatındaki üçüncü kadın ise Marmeladov adındaki işsiz kâtibin kızı Sonia'dır. Raskolnikov onunla ara sıra buluşmuş arkadaşlık etmiştir. Sonia'nın ailesi babasının ayyaşlığı yüzünden çok yoksuldur. Sonia, ailesine bakmak için fahişelik yapmaya başlamıştır. Raskolnikov öldürdüğü kadının evinden aldıklarını ve diğer delilleri saklayıncaya kadar çılgın gibidir. Ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrıldığında polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. "Katilin cinayet yerine dönmesi" kuralına uygun olarak yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanIısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petro viç Raskolnikov'un katil olduğunu düşünür. Raskolnikov Sonia'ya suçunu ve aşkını itiraf eder. Sonia fahişelik yapmasına rağmen inançlı ve iyi yürekli bir kızdır. Ona acır ve suçunu polise itiraf etmesi ve bedelini ödemesi gerektiğini söyler. Sonunda vicdan azabı Raskolnikov'a suçunu itiraf ettirir. Sibirya'ya sürgün edilir. Sonia onun serbest kalacağı günü bekleyecektir. Raskolnikov yine de aşırı bir pişmanlık duymamaktadır. Fakat Sonia'nın sayesinde kendini dine verebilecektir.

Onur Girgin, Bülbülü Öldürmek'i inceledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Irkçılığın neden acımasız ve insanlık dışı olduğunu en masum yanımız olan çocukların gözünden anlatan harika bir roman. Ayrıca her hukuk öğrencisinin kesinlikle okuması gerektiğine inanıyorum.

Hilal Kılıç, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
Dün 20:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Genç Werther’in Acıları, Johann Wolfgang von Goethe tarafından 1774 yılında yazılmış mektup türünde yazılmış bir romanıdır.
Romanın basılmasının ardından Almanya ‘da intihar vakaları birden bire artmış, Almanya sokaklarını mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençler istila etmiştir.

Eser, Werther adındaki genç bir hukuk stajyerinin, diğer taraftan nişanlı bir bayan olan Lotte ile kurmuş olduğu ızdırap dolu muhabbetini konu alıyor.
Bu roman büyük ölçüde Geothe’nin kendi başından geçen bir aşk hikâyesinin yansımasıdır. Goethe, Wetzlar Mahkemesinde asistan olarak görev yaptığı sırada Charlotte Buff adındaki nişanlı bayana âşık olmuş;  karşılıksız kalan bu aşkını roman haline getirerek yazmıştır. Dolayısı ile romanın ana hatlarında ve duygu atmosferinde Goethe'nin kendi yaşantısından çok derin izler bulunur.

Roman,  Werther’in mektuplaştığı hayali arkadaşı Willhelm’in yazdığı mektuplar biçiminde anlatılır, Willhelm sonradan öğrendiklerini de zaman zaman bu mektuplara eklemektedir.

Eseri oldukça merak ediyordum. Döneminde intiharlara sebebiyet verebilecek bir roman nasıl olabilir diye düşünmüştüm. O kadar derin psikolojik tahliller var ki insanın içi eziliyor.
Eserde bazı isim ve yerlerin açıkça verilmemesi yine dikkat çekici bir unsur.

Ilber Ortaylı Tavsiyeli Kitaplar.
1. Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adalet – Halil İnalcık

2. Sultanın Paşaları – Oliver Bouquet

3. Yavuz Sultan Selim – Feridun M. Emecen

4. Belgrad 500 Yıl Sonra – Süha Umar

5. Sultan Alp Arslan\Fethin Babası – Cihan Piyadeoğlu

6. 4. Murad – Abdülkadir Özcan

7. Ortaçağ (1. Cilt) – Umberto Eco

8. Bu Mülkün Sultanları – Necdet Sakaoğlu

9. Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir

10. Çankaya – Falih Rıfkı Atay

11. Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı – V. D. Smirnov

12. Dünya Tarihi – Clive Ponting