ANTROPOSANTRİZM
Soru: İnsanlar zevk için hayvan öldürürken herhangi bir aslanın bir insanı yemesi vahşet olarak adlandırması nasıl bir paradoks? Harika bir mantık yakaladınız. Bahsettiğiniz durum, insanlığın dünyayı ve doğayı yorumlarken düştüğü en büyük çelişkilerden biridir ve buna felsefede "insanmerkezcilik" (antroposantrizm) denir. Yani insan, kendini evrenin merkezine koyar; her şeyi kendi çıkarına, ahlakına ve diline göre yargılar. ​Bu paradoksun temelinde birkaç trajikomik çarpıtma yatıyor: ​1. Rollerin Çarpıtılması: Hayatta Kalma vs. Zevk ​Aslanın Yaptığı: Bir aslan bir insanı (ya da başka bir canlıyı) avladığında bunu zevk için, nefret ettiği için ya da spor olsun diye yapmaz. Biyolojik olarak hayatta kalmak zorundadır, doğası ve içgüdüsü budur. Aslan için o eylem sadece "beslenmektir". ​İnsanın Yaptığı: İnsanların kürk, fildişi, avcılık sporu veya sadece eğlence için hayvan öldürmesi tamamen keyfidir. Hayatta kalmakla hiçbir ilgisi yoktur. ​Buna rağmen, aslanın hayatta kalma mücadelesine "vahşet" derken, insanın zevk için öldürmesini "hobi" veya "gelenek" olarak yumuşatmak tam bir ikiyüzlülüktür. ​2. "Vahşet" Kavramını Sadece Kendimize Göre Tanımlamak ​Biz "vahşet" veya "canilik" kelimelerini kime zarar verildiğine göre seçiyoruz. ​Eğer kurban bir insansa, fail kim olursa olsun (bir hayvan bile olsa) buna "vahşet" diyoruz. ​Eğer kurban bir hayvansa ve bunu yapan bir insansa, buna "sanayi", "spor" veya "zararlı canlılarla mücadele" kılıfı uyduruyoruz. ​3. Doğaya İnsan Ahlakı Dayatmak ​Doğada bizim anladığımız manada bir "ahlak", "hukuk" veya "suç" yoktur; sadece denge ve hayatta kalma vardır. Aslan bir insanı yediğinde katil olmaz, sadece aslan gibi davranmış olur. Bir canlıyı "canavar" veya "vahşi" olarak ilan etmek, insanın kendi üstünlük kompleksinin ve doğadan kopuşunun
​"Adalet ulusları yüceltir, günah ise halklar için bir utançtır." (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:34)
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bakış
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi "HASAT"ta yayınlanan yazım..
Edebiyat
1. Ortak Alanın Özgüleme Amacı (Mimari Proje) Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca, apartman veya sitelerdeki ortak alanların her birinin mimari projede ve yönetim planında belirlenmiş bir özgüleme amacı (kullanım amacı) vardır. Bir alan projede "yeşil alan", "çocuk oyun parkı", "sığınak" veya "otopark" olarak belirlenmişse, o alan sadece o amaç için kullanılabilir. Otoparkın özgüleme amacı, kat maliklerinin motorlu taşıtlarını güvenli bir şekilde park etmeleridir; çocukların oyun oynaması veya futbol sahası olarak kullanılması değildir. Dolayısıyla, ortak alanın amacı dışında kullanımı hukuka aykırıdır. 2. Can ve Mal Güvenliği Riski (Hukuki Sorumluluk) Otoparklar, doğası gereği araç hareketliliğinin olduğu, kör noktaların bulunduğu ve manevra yapılan alanlardır. Bu sebeple: Can Güvenliği: Hareket halindeki araçların çocuklara çarpma riski çok yüksektir. Hukuk, çocukların yüksek yararını ve can güvenliğini korumak adına bu riski barındıran alanlarda oyun oynanmasını meşru görmez. Mal Güvenliği: Atılan topların veya dikkatsiz oyunların otoparktaki araçlara zarar vermesi (çizilme, dikiz aynası kırılması, cam çatlaması vb.) mülkiyet hakkının ihlâlidir. Türk Medeni Kanunu uyarınca, bu alanlarda çocukların araçlara vereceği her türlü maddi zarardan, yukarıda da bahsettiğimiz gibi "ev başkanı" sıfatıyla anne ve babalar doğrudan ve tamamen sorumludur. Bu Durumda Ne Yapılabilir? Eğer sitenizde veya apartmanınızda çocuklar otoparkı oyun alanı haline getirdiyse, giriş ve birinci kat malikleri olarak şu adımları atabilirsiniz: Yönetim Kurulu Kararı Alınması: Apartman veya site yönetimi, kat malikleri kurulunda ya da kendi yönetim kurulu yetkisiyle, "Can ve mal güvenliği gerekçesiyle otopark alanında çocukların oynaması, top oynatılması ve bisiklete binilmesi yasaktır" şeklinde
1000Kitap
Ortak Yaşam Alanlarında Huzur ve Sükûn Hakkı: Komşuluk Hukuku, Mülkiyet ve Sosyal Sorumluluk Ekseninde Bir İnceleme ​Modern kent hayatının en büyük açmazlarından biri, bireysel özgürlüklerin sınırları ile ortak yaşamın getirdiği zorunlulukların nerede kesişip nerede ayrılacağı problemidir. Özellikle apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında bu durum, hukukun, sosyolojinin ve felsefenin doğrudan konusu haline gelen yapısal bir çatışmaya dönüşmektedir. Bu çatışmanın en somut tezahür ettiği yerler ise hiç şüphesiz yapıların giriş ve birinci katlarıdır. Mimari konumları gereği ortak bahçe, otopark veya avlu gibi alanlara en yakın mesafede bulunan bu katların malikleri, dış dünyanın keşmekeşine karşı en savunmasız kesimi oluşturur. Gün boyu zihinsel veya fiziksel bir emeğin ardından evine dönen, dinlenme hakkını kullanmak isteyen çalışanların ya da yaşları gereği sükûnete muhtaç yaşlı bireylerin yaşam alanları, kolektif alanlardaki kontrolsüz eylemlerle sıklıkla ihlâl edilmektedir. Ortak alanlarda çocukların top oynarken sınırları aşması, gürültünün boyutu ile birlikte genel ahlâk ve toplumsal saygı kurallarını zedeleyen küfürleşmelere dönüşmesi, konuyu basit bir çocuk oyunundan çıkarıp mülkiyet hakkının özüne ve kişilerin ruh sağlığına yönelik bir müdahale zeminine taşımaktadır. Bu makalede, söz konusu sorun Türk hukuku, Yargıtay emsalleri, disiplinler arası mantıksal zemin ve toplumsal sorumluluk ekseninde analiz edilecektir. ​Mülkiyet Hakkının Sınırı ve Huzur Hakkının Felsefi-Hukuki Temeli ​Hukuk sistemlerinin temelini oluşturan mülkiyet kavramı, bireye sadece bir taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi vermez; aynı zamanda o taşınmazın sınırları içinde dış müdahalelerden uzak, insani vakara yakışır bir yaşam sürme hakkını da tanır. Türk Medeni Kanunu kapsamında
Sosyoloji
Bu dünyada adalet yok hiç olmadı olmayacak