Ölüyorum ya da ölmüyorum demeyip bugün yaşıyorum desen!? Helen Garner’in Misafir Odası romanından
İnsan için en değerli şey olan cana kanser gibi bir hastalık musallat olmuş. Ölüm yaklaşmakta ve kahramanlar bu durumu sıradanlaştırmak çabasına girmiş. Zaman zaman mücadele ve kabullenme devam etse de var olmanın giderek sona erdiği ölümü içselleştirmek asla kolay olmayacaktı. Var olmak,hayatını idame ettirebilmek için bazen “Denize düşen yılana sarılır”tabiri oldukça etkili işlenmiş hikayede. Can yanınca haliyle insanda akıl ve mantık da işlevini yitiriyor ve insan boş umutlara sarıldığından habersiz ilerliyor. Akıl ve mantıkla normal şartlarda düşünmek kolay kimine göre fakat ya hasta birinin çaresizliği durumunda?! Annemin ifadesi ile can candan ayrıdır yaşamayan bilemez.
Hikaye bir arkadaş ve onun kanser hastası diğer arkadaşı ile içine düştükleri durumdaki yolculuğundan bahs eder ve bir nevi kahramanları çözüm arayışına sürükler. Eser oldukça gerçekçi tablolarla ifade edilmiş sahnelerle zengin.