Dolayısıyla ideadan ben –isteme, kendinde şey ve bunun için de çokluğa yabancı olduğu müddetçe– istemenin nesneleşmesinin her bir belirli ve sabit derecesini anlıyorum.
Fakat kişi deneyim vasıtasıyla a posteriori olarak özgür olmadığını, bilakis zorunluluğa tâbi olduğunu; bütün kararlılıkları ve düşüncelerine rağmen yapıp etmelerini değiştiremediğini ve hayatının başından sonuna dek, kendisinin de onaylamadığı aynı karakteri taşıması gerektiğini ve kendi rolünü sonuna dek oynamak zorunda olduğunu şaşarak fark eder.
Dünyanın en zeki yüz insanını seçip hepsini bir araya getirdiğinizde aptal bir güruh olacaklarını bilmez misiniz? On tanesi bir aradayken bir timsah kadar kolektif zekâya sahip olurlar. Bir yemek partisine ne kadar fazla kişi davet ederseniz, sohbetin o kadar aptallaştığını fark etmediniz mi?