Hüsnanur Türe

“Ebu Hanife (r.a.), Ebu Burde, o da babasından rivayetle, Ebu Burde’nin babası şöyle dedi: Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bütün mahlukat kıyamet gününde secdeye davet edilirler. Secde etmeye kimse güç yetiremez. Ümmetim diğer ümmetlerden önce 2 defa uzunca bir süre secde eder. Onlara denilir ki, “Başlarınızı kaldırınız. Ateşten kurtulmanız için sizin sayınızca Yahudi ve hristiyanı feda kıldım.” diye seslenilir.” (Müsned, 388)
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Her hadis-i şerif haldir. Siz onu hadis olarak, kelime olarak okursanız sizde tecelli etmez. Her ayet-i kerime haldir. Ayet-i kerimeyi okurken kelime olarak okursanız tecelli etmez. O sufilik olmadı. Ne oldu? kâl oldu. “Sen kâl ehli oldun” derler ya. Kâl ehli olmak ne demek; hep kelimelerin arkasına bakıyor. Oysa unutmayın bakın kelime dediğinizde, İsa Aleyhisselam için diyor ki Cenâb-ı Hakk “Allah’ın kelimesi idi.” Her varlık Allah’ın kelimesidir. O zaman her ayet Allah’ın kelimesidir, o zaman her hadis-i kutsi Allah’ın kelimesidir. Sen de Allah’ın kelimesisin. O zaman kelamlaş. O zaman hâlleş. O zaman derinlemesine bir düşün, bir tefekkür et, kalbindekini kov. Neden kalbindekini kov; kalbinde şeytan olursa zatına yürütecek seni. Kalbindeki şeytanı kov Allah’ı zikirle. O zaman kalbine ayet-i kerime hal olarak tecelli edecek o ayet-i kerimeden ne anlatılmak istediğini anlayacaksın. Sakın bu böyle oldu deyip de onda da takılı kalma. Neden? O zaman da sen orada takılı kalacaksın. Oysa senin yerin orası değil. O her ayet-i kerime her an ayrı tecelli eder, aynı tecelli etmez. O zaman gönlün göçebe, sen göçebesin. O zaman dilin göçebe, sen de göçebesin, halin de göçebe, göç ediyorsun boyna. Durmak yok bir yerde. Durduğun anda eskidin bittin gittin." Üstad Mustafa Özbağ/020515 (Nefes II, s.38)
Sayfa 38·Kitabı okudu
"Siz hiçbir şeye hakaret edemezsiniz, siz hiçbir şeye kötü söz kullanamazsınız, siz hiçbir şeyi korkutamazsınız. Sufi edebidir bu. Bir mümini korkutmak, bir insanı korkutmak günah-ı kebairdir. Birisine yüzünüzü asmanız günah-ı kebairdir, birisine yüzünüzü ekşitmeniz günah-ı kebairdir, birisine çatık kaşla bakmak günah-ı kebairdir, evet. Sufi adabıdır bu. Sufi adabı. Niçin? Sufiler her zerrede Allah'ın sıfatlarını görmek zorundadırlar. Siz varlığın her derecesinde Allah'ın sıfatını görmek zorundasınız." Üstad Mustafa Özbağ/300413 (Nefes III, s.35)
Sayfa 35·Kitabı okudu
“Tanınmaklığı, bilinmekliği istedim”: “Ya Resulullah, hiçbir şey yok iken Allah neredeydi?” ,“Âmâ’daydı.” Eğer ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o esnada huzurunda olsaydım derdim ki “Âmâ neredeydi? Şimdi nerde? Mirac Âmâ’ya mı oldu? Yoksa Mirac Âmâ’dan ileri mi oldu?” Gökleri geçti, hadisler var. Birinci kat gök, ikinci kat, 3., 4, 5, 6, 7, ondan sonra cehennem, ondan sonra cennet, ondan sonra arş-ı âlâ, levh-i mahfuz, kürsi, geçti bunların hepsini “Kalemin cızırtısını duydum” diyor, ne yazıyor? “Kalem hala daha yazıp siliyordu” diyor, mürekkebi kurmamış. Kalem yazıp çiziyorsa, levh-i mahfuz kalemden sonra yaratıldı, o zaman, kalemin cızırtısını duydum diyorsa kaleme geldi, levh-i mahfuzun üstü. Komple varlık Âmânın içinde mi yoksa?" Üstad Mustafa Özbağ/060216 (Nefes II, s.209)
Sayfa 209·Kitabı okudu
"Ben dağın başındaki bir taş değilim. O zaman götürüp dağın başındaki taşa yükleseydi yükü. Beni, anlamak için yarattı. Ben Onun kendisini anlamak için yaratılmışım. Ben Onun kendisini anlamak için yaratıldıysam ben bu konuda mücadele etmek, bu konuda fikrimi, gönlümü, kalbimi derinleşmekle mükellefim. Ben bu konuda sevmekle, koşturmakla mükellefim. Ben bu noktada Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatlarını izlemekle, onları anlamakla, onları yormakla, onları kendimce şuurlandırmakla mükellefim. Ben kendimi öyle görüyorum. Madem ki Allah'ın tanınmaklığı hoşuna gitti, madem ki Cenâb-ı Hakk’ın zikredilmekliği hoşuna gitti." Üstad Mustafa Özbağ/010514 (Nefes I, s. 86)
Sayfa 86·Kitabı okudu