İşte şimdi yarama parmak bastın. Neden? Gerçekten neden? İnsanı çıldırtan, gizemli soru işte bu. Neden uçup gitmiyorum? Pencere de kapı da veya içeriye nereden girdiysem o da var. Çaresizce içeriye kapatılmış değilim - değil mi ? Neden o çıkış yolunu bulup kendimi dışarıya atmıyorum?
Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche’yi okudun mu ? Ne kitap! Ulu Tanrım, sana karşı dürüst olacağım. Bir teklifte bulunacağım sana. Benden büyük bir yazar yarat kiliseye döneyim. Ve lütfen tanrım, bir ricam daha olacak; annemi mutlu kıl. İhtiyar o kadar önemli değil, onun şarabı var ve sıhhati yerinde, ama annem her şeye kaygılanır. Amin.
Meme gülümsedi. Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi.
Çoğalmadan önce yaratmamız ve olmamız gerekli değil mi sizce ? Hayata karşı sorumluluğumuz daha yüksek olanı yaratmaktır, daha düşük olanı çoğaltmak değil.