Çıkan kanalda sahne şu idi: Her sabah hocasından önce uyanıp onun abdest suyunu Isıtmak için odun parçalarıyla ateş yakan ve ısınmış suyu hocasının eline döken derviş bir gün uyuyakalıyor. Uyandığında bir de bakıyor ki maşuk merdivenlerden aşağı doğru iniyor yavaş yavaş Tak... Tak... Tak... Ayak sesleri. Aşık bir yandan telaşla odunlara koşuyor, bir yandan da su dolu güğümü anıyor. Tam bu sırada çaresizlikle çöküyor dizlerinin üzerine ve sarıyor sinesine güğümü. "Allah'ım! Ben bu soğuk suyu hocamın ellerine nasıl dökerim." diye içi sızlarken gönlünün incisi oturuyor yanına ve "Evladım dök!" diye sesleniyor. Aşık, "Efendim!" deyip kalakalıyor. Sultan, "Evladım, dök suyu." diye tekrarlıyor. Aşık mahcup ve mahzun bir hâlde sinesinden yavaşça çıkarıyor su dolu güğümü ve titreyerek dökmeye başlıyor suyu. Su sıcacık. Sultan elini çekiyor ve yavaşça ulu nazarlarını çeviriyor âşığın mahcup yüzüne: "Evladım! Bu su odun ateşiyle ısınmış suya benzemiyor. Aşkının ateşiyle ısınmış. Lakin bizi de yaktı..."