• Sağ elimle tüfeğimi ateş etmeye hazır bir vaziyette tutuyordum. Sol elimi bir demir mengene gibi sıkan sağ eliyle tutarak, beni koşturmaya başladığı zaman titredim. Doğrusu sağ elimde emniyet tetiği açılmış olan tüfeği kullanamayacak bir vaziyete gelmiştim. O, sağ elimde bir sopa gibi vazifesini yapamaz bir vaziyete gelmişti. Hüsrev Bey ise yüzündeki gülümsemesiyle beni de sürüklüyordu.
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Ana karakterimiz Husrev, tanınmış bir oyun yazarıdır. Husrev, son oyunu "Ölüm Korkusu"nda dikkat çeken ve sorgulanan bir oyun yazar. Oyundaki karakter silahla oynuyorken yanlışlıkla annesini vurur ve ardından kendinisini incir ağacına asar. Bunun dikkat çekmesinin, sorgulanmasının sebebi ise babasının da kendini incir ağacına asarak ölmesidir. Sonrasında ise Hüsrev'in kendini sorgulamaları, düşünceleri, etrafındakilerle çatışmaları etrafında gelişiyor Bir Adam Yaratmak.

    Okuduğum ilk tiyatro metniydi. Başladığım gibi de bitti zaten. Dediğim gibi sınavım için başladım bu yüzden hiçbir beklentim yoktu. Ancak okumaya devam ettikçe Husrev'in derin düşünceleri beni içine çekti ve etkilendim kitaptan.
    Kitapta aslında eserlerin hep kişinin hayatından izler taşıdığını çok güzel şekilde belirtiyor. Bunu da yine sürükleyici bir tartışma etrafında veriyor bize. Sonlara doğru ise kitabın en beğendiğim noktası, "Bir Adam Yaratmak" üzerine düşüncelerini okuyoruz. Çok derin girmeyeceğim okuyacakların tadı kaçmasın diye ama çok güzeldi o satırlar.
    Necip Fazıl'la tanışmam böylesine güzel bir kitapla olduğu için çok mutluyum. Devamı de gelecek kesinlikle. Kitabı da herkese öneririm.
  • Fakat bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunmak şekliyle, sonsuza dek varlığını koruyacak bir millet olduğumuzu ispat etmektir. ( Hüsrev Sami Bey )
  • Doğu memleketlerinin birinde nakışsever mutlu ve yaşlı bir padişah varmış, yeni evlendiği güzeller güzeli Çinli karısıyla çok mutlu yaşarmış. Derken padişahın önceki karısından yakışıklı oğluyla genç karısının gönülleri birbirine kaymış. Babasına ihanetten ödü kopan oğul, yasak aşkından utanıp kendini nakkaşhaneye kapatıp resme vermiş. Aşkının kederi ve gücüyle resmettiği için resimlerinin her biri o kadar güzel olurmuş ki, bakanlar eski üstatlarınkinden ayıramazlar, padişah baba da oğluyla çok gururlanırmış. Çinli genç karısı ise resimlere bakıp, "Evet, çok güzel!" dermiş. "Ama yıllar geçecek, bu güzelliği onun yaptığını imza atmazsa kimse bilmeyecek." "Oğlum resme imza atarsa eski ustaları, taklitle yaptığı bu resmi haksız olarak kendi üzerine almış olmaz mı?" dermiş padişah. "Üstelik imza atarsa resmim benim kusurumu taşıyor demiş olmaz mı?" Yaşlı kocasını ikna edemeyeceğini anlayan Çinli karısı, bu imza lakırdılarını, nakkaşhaneye kendini kapatmış olan genç oğula duyurmayı sonunda başarmış. Dahası, aşkını içine gömmek zorunda kaldığı için gururu kırık olan oğul, güzel ve genç üvey anasının verdiği bu akıla, Şeytan'ın da teşvikiyle kanıp bir resmin köşesine, duvarla otların arasında, hiç görülmez sandığı bir köşeye imzasını atmış, imzaladığı ilk resim ise Hüsrev ile Şirin'den bir meclismiş. Hani bilirsiniz: Hüsrev, Şirin'le evlendikten sonra ilk evliliğinden olan oğlu Şiruye, Şirin'e âşık olur ve bir gece camdan girip hançerini Şirin'in yanında yatan babasının ciğerine daldırıverir. İşte, ihtiyar padişah oğlunun yaptığı bu meclisi gösteren resme bakarken, birden resimde bir kusur sezmiş; imzayı gördüğü, ama pek çoğumuzun yaptığı gibi, gördüğünü farketmediği için resimden ona yalnızca "bu bir kusurlu resim," duygusu geçmiş. Bu eski üstatların yapacağı bir şey olmadığı için ihtiyar padişah telaşa kapılmış. Çünkü bu, okuduğu cilt bir hikâyeyi, bir efsaneyi değil, bir kitaba en yakışmaz şeyi, bir hakikati anlatıyor demekmiş, ihtiyar bunu sezince korkmuş. Aynı anda da, nakkaş oğlu tıpkı yaptığı resimdeki gibi, pencereden içeri girmiş ve resimdeki kadar iri hançerini babasının korkudan büyüyen gözlerine bakmadan göğsüne daldırmış.
  • Fetihler babası olayları yorumlarken onları nükte ile süsleyerek, kelime oyunları içinde sunmaktan pek zeki idi. Osmanlı Devleti’nin değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Cihangirin bu göz kamaştırıcı fetihleri hakkında çok güzel bir şakası vardır.

    Şeyhülislam Molla Hüsrev bir toplantıda kendisine o büyük zaferlerden söz edince, Fatih de Avrupa, Asya ve adalar fetihlerinin sebebini şöyle bir kelime oyunu ile açıklar:

    “Gâvurlar hükümdara “Kıral” diyorlar Hocam: Yani evvelâ “kır”, sonra “al” demiş oluyorlar, hem ülkelerini aldım ve hepsine kıral oldum...”
  • Artık bütün insanları kardeş yaparak yemyeşil cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saadet, huzur ve âsâyiş rüzgâriyle dalgalanan âlem-şümul bir bayrak altında toplayacak olan yegâne kuvvet, islâmdır ( Sikke-i Tasdîk-ı Gaybi sh 269 Müellifi Hz.Bediüzzaman)