"Agnes hiç anlamıyor. Ölüleri, söylenmeyen sözleri, bilinmeyenleri duyabilen, dokunduğu birinin damarlarında sinsice dolaşan hastalığın sesini işitebilen, bir ciğere ya da böbreğe baskı yapan urların koyu renk kadifemsi dokularını hissedebilen, insanları gözlerinden ve kalplerinden kitap gibi okuyabilen bir kadın. Kendi çocuğunun ruhunu bulamıyor, onun nerede olduğunu hissedemiyor."
"Tanrı onu yanına istedi, diyor rahip bir gün ayinden sonra, Agnes'in elini tutarak.
Agnes hırlayacak gibi, adama vurmamak için kendini zor tutarak hırsla rahibe dönüyor. Ben de yanımda istiyordum, demek istiyor, Tanrı sırasını bekleseydi."
"Ölüme "göçüp gitmek" diyen ya da "huzur içinde" ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor."