H. Yavuz

8/10
·576 syf.··
2025 55. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 20:51
(Spoiler içerebilir) Üç İstanbul, Mithat Cemal Kuntay'ın 1938 yılında yayımlanan ilk ve tek romanı. Kitap II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet ve mütareke yıllarının İstanbul'unu anlatıyor. Ancak bu cümleye bakarak tarihi bir roman okuyacağınızı düşünmeyin. Dönemsel olarak bu doğru olmakla birlikte daha çok İstanbul'un iktidarda veya iktidarla yakın olan elit kesimlerin birbirleriyle olan insan ilişkileri anlatılmaktadır. TRT zamanında 13 bölüm olarak dizi çekmiş ama şimdiki dönemde olsa 160 sayfalık Yaprak Dökümü'nden beş sezon dizi çıkaran özel kanallar bu kitaptan hem de orijinalinden uzaklaşmadan bol reytingli on sezonluk bir dizi rahat çıkarırlardı. Türk dizilerinin aradığı her malzeme kitapta mevcut. Romanda çok fazla karakter var, haliyle bu durum okumayı zorlaştırıyor. Fazla ara verilmeden okunması tavsiye olunur. Romanda ön planda olmayan birkaç istisna dışında düzgün bir karakter yok. Kadın erkek fark etmeksizin herkes ahlaksız, kimin eli kimin cebinde belli değil, haysiyetsiz, gurursuz, her devrin adamı kişiler. Romanda birçok karakterin veremden ölmesi, bir dönem güç sahibi olan kişilerin kitabın sonunda bir anda dilenci olarak ortaya çıkması, neredeyse her kadının fahişeliğe meyilli olması vs abartıya kaçan tipleme, olay örgüsü ve tesadüfsel olayların çokluğu romanı inandırıcı olmaktan uzaklaştırıyor. Kitapta aslında hem II.Abdülhamit hem de İttihat ve Terakki dönemi için ağır eleştiriler var. Ama bu eleştiriler karakterler ağzından altı doldurulmamış, yüzeysel, kalıplaşmış sözlerle yapılmış. Eleştiri sahibi bu karakterlerin zaten her devrin adamı, sahtekar, ahlaksız, rüşvetçi, para ve mevki için vatanı bile satabilecek karakterde kişiler olarak gösterildiğinden bu dönemlerdeki tüm mücadele iktidar, makam mevki, servet sahibi olma kavgası olarak görülüyor.
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,374 okunma
Reklam
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2025 18:27
Kolombiya asıllı Amerikalı Yazar Patricia Engel'in kendi hayatından kesitler taşıyan kitap, ana tema olarak göçmenlik konusunu ele almaktadır. Kolombiya’da uzun süredir devam eden şiddet ve çatışma ortamından, daha huzur dolu bir ortam ve daha iyi ekonomik koşullarda yaşama hayaliyle ABD'ne göç eden bir ailenin hikayesi. Farklı bir dil ve kültüre sahip yabancı bir ülkede var olmaya çalışmanın tüm zorluklarını yaşayan aile, babanın sınır dışı edilmesi sonucu parçalanma ve bunun getirdiği sorunlara da göğüs germek zorunda kalıyor. Bir yandan Amerikan rüyası sorgulanırken bir yandan kendi ülkelerinin insanları göçe zorlayan koşulları irdelenmektedir. Göçmenlerin maruz kaldığı haksızlıklara, her türlü istismara açık ve çaresiz hallerine, 'belgesiz' olmaları sebebiyle hiçbir zaman hem devlete hem de kişilere karşı haklarını koruyamamalarına, sınır dışı edilme korkuları yüzünden katlanmak zorunda kaldıkları taciz, tecavüz, şiddet, zorbalık ve ırkçılığa şahit oluyoruz. Ama tüm zorluklara ve zaman zaman ülkelerine dönme konusunda yaşadıkları gelgitlere karşın ABD'de kalmak ve aileyi birleştirmek için de hiçbir mücadeleden kaçınmıyorlar. "Bu ülke sizi dışarı atana kadar içeri kilitliyor.”(Syf.132) Kitap; göçmenlik konusu çerçevesinde parçalanan ailelerin yaşadıkları özlemi, gerçekten bir aile olup olmadıkları üzerine sorgulamalarını, yaşadıklarından kaynaklı alkolizme sürüklenen babanın kendini toparlama ve ailesini bir araya getirme süreci, annesinden uzakta büyüyen Talia'nın anneannesi ve babasıyla ilişkileri, farklı bir ülkede insani ilişkilerde yaşanılan zorlukları, kendi ülkesine yabancılaşırken bulunduğu ülkeye kök salmada yaşadıkları zorlukları okurlara başarılı bir şekilde yansıtıyor. Ayrıca, Kolombiya'nın kültürel mirasına, mitolojik hikayelerine yer verilip,
Sınırsız ÜlkePatricia Engel · Holden Kitap · 2024890 okunma
8/10
·268 syf.··
2025 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2025 16:42
Öncelikle kitabı okumayı düşünenlere tavsiyem olacak. Romanın birkaç karakter tarafından bilinç akışı tekniği ile anlatılması, süreklilik arz eden zaman değişimleri, her anlatıcının kendi bakış açısıyla ve çok farklı olaylardan bahsetmesi, diyalog anlatımlarının çokça olması ve bazı yerlerde noktalama işaretleri kullanılmaması, aynı isimlerin kullanılması gibi nedenlerle okunması zor ve zihin karıştırıcı bir kitap. Bu nedenle önceden kitabın birkaç analizinin okunup, en azından karakterler ve özelliklerinin öğrenilmesi olay örgüsü ve temasının daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Ayrıca, kitaba odaklanmak zor olduğundan, sakin bir ortamda okunması önerilir. Kitabın özellikle ilk bölümünde yarım bıraktığını söyleyenler çoğunlukta. Ama kitapta ki karakterler daha önce tanınır ve bu bölümü anlatan kişinin zihinsel engelli, sağır ve dilsiz biri olduğu düşünülürse ve onun zihniyle okunursa kolay anlaşılıyor. Beni ikinci bölüm daha zorladı. Bazen hikayeden koptuğum anlar oldu. Ama bölümler ilerledikçe kafanızda ki sorulara cevap buluyorsunuz ve okunması da daha kolaylaşıyor. Ses ve Öfke, adını William Shakespeare 'in Macbeth oyununun baş karakterinin zaman ve hayatın anlamsızlığı üzerine verdiği bir monologdan almış. Roman özetle, aristokrat Compson ailesinin yıkımını ve çöküşünü konu ediniyor. Dört ana bölümden oluşan kitapta, dört ayrı zaman ve anlatıcı bulunmakta ve hikaye dört farklı bakış açısıyla anlatılmaktadır. Ses ve Öfke kavramlarını sembolize eden karakterler ise Benjamin ve Jason Compson kardeşlerdir. Romanda, o dönemde ki beyazların siyahlara bakışı da Jason karakteri üzerinden yansıtılıyor. Modern edebiyatın klasikleri arasında gösterilen bu kitabı okumanızı öneriyorum. İyi okumalar.
Ses ve ÖfkeWilliam Faulkner · Yapı Kredi Yayınları · 20263,108 okunma
5/10
·371 syf.··
2025 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 10:24
Agota Kristof’un 1986, 1988 ve 1991 yıllarında yazdığı üçleme YKY tarafından tek bir kitapta toplanmış. Savaş sırasında anneleri tarafından anneannelerine emanet edilen ikiz erkek kardeşlerin öyküsü. Savaşın getirdiği felaketler, yoksulluk, yıkımın anlatılmaya çalışıldığı psikolojik bir kitap. Savaş ortamında, asker-sivil insanların öldürülmesi, malların yağmalanması, tecavüzler, otoritenin kaybolmasından kaynaklı şiddet durumlarıyla karşılanılması ve bunların bir kitapta konu edilmesi gayet olağan bir durum. Ancak bu kitapta gereğinden fazla rahatsız edici ve 'bu kadarına gerek var mı' dedirtecek olaylara yer verilmiş. Kitapta; tecavüzler, aşırı şiddet, pedofili, zoofili, ensest ilişki, eşcinsellik, mazoşistlik, intihar vs. hepsinin birden bulunması ve daha da önemlisi bunların çocuklar üzerinden açık ve kaba bir dille anlatılması, normal ve olağan şeylermiş gibi dile getirilip, olumsuz bir anlam yüklenmemesi rahatsız edici bir durum. Kitapta neredeyse hiçbir olumlu örnek karakter yok ve bunu sadece savaş ortamının sonucuna bağlamak da mümkün değil. YKY'nın kitabın bir kısmını sansürlediği halde okurken çoğu kez yarım bırakmayı düşündüm. Kitabın dili basit ve anlaşılır. Kurgusu, olay akışını iyi, sonunu ise ilginç bulduğumu belirteyim. Ama yukarıda belirtilen onca olaya rağmen kitabı etkileyici bulmadım, savaş atmosferini de hissedemedim. Bazı incelemelerde belirtildiği gibi sarsılmadım, gözlerim yaşarmadı. Netice olarak, 18 yaş altına tavsiye etmiyorum. Diğer yaş gruplarının kendi tercihi. Zamanımız kıymetli ve daha okunacak alternatif yüzlerce kitap var. İyi okumalar.
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 17:52
Nazan Bekiroğlu’nun ilk okuduğum kitabı Nar Ağacı, konusu, kurgusu, karakterleri, betimlemelerdeki zenginlik ve üslubuyla beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Sayfa sayısının çok olması, bir kısım okuru zorlayabilecek uzun betimlemeler ve bazı bölümlerde ki olay örgüsünün yavaş ilerlemesine karşın, hiç sıkılmadan, merak unsuru hiç eksilmeden zevkle okudum. Kitapta ki tüm karakterler hikayenin bir parçası olarak ayrıntılı ve incelikle işlenmiş. Mekan olarak Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum- İstanbul hattında geçen, zaman olarak Balkan savaşlarından başlayıp ikinci dünya savaşına kadar uzanan ve Trabzon'da yaşayan Zehra ile, Tebriz’de ki halı tüccarı Setterhan’ın hikayesini konu alan muhteşem bir kitap. Roman boyunca Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşı sonrasında adım adım çöküşüne, bir toplumun savruluşuna,savaşın getirdiği yıkımlar, felaketler, ölümler, yıkılan hayaller, başlamadan biten aşklara, yeniden şekillenen hayatlara tanık oluyoruz. Büyükhanım ile Zehra‘nın Trabzon‘dan İstanbul‘a muhacirlik ederken yaşadıkları içinizi sızlatıyor. Nar Ağacı aynı zamanda hikayenin geçtiği yerlerin zengin kültürel birikimini de satır aralarında aktaran, öğretici niteliği yüksek bir kitap. Settarhan'ı anlatırken o dönemin yaşam tarzını, halı dokumacılığı, kervan yolculukları, ateşe tapanları, sessizlik kulelerini, nakşi dergahında ki çay sohbetlerine tanık oluyoruz. Özellikle Zerdüştlikten bahsedilen kısımlar ilginç. Kitap boyunca yarım kalan aşklar her açıdan ve çok başarılı bir şekilde anlatılırken, Zehra ve Settarhan'ın hikayesi kavuşma sonrası biraz eksik kalmış hissi uyandırıyor. Sayfa sayısı sizi korkutmasın, bu kitaba mutlaka bir fırsat verin, pişman olmayacaksınız. İyi okumalar.
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534bin okunma
Reklam