Emre

Şüphesiz ki, tarihin hiçbir döneminde ondokuzuncu yüzyıldaki kadar maddî başarıya —meselâ, insan tabiatının kuvvetlerinin fethi gibi— ulaşılmadı. Fakat yine şüphesiz ki, tarihin hiçbir döneminde, giderek canavarlaşan şimdiki Hıristiyan dünyamızdaki kadar ahlâksız, insanın hayvani ihtiraslarına hiçbir kısıtlamanın getirilmediği bir hayat yaşanmadı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bütün dinlerin temel ilkesi, yani tüm insanların eşitliği, unutuldu, ihmal edildi ve dinin ileriye sürdüğü bir sürü saçma dogmanın ayaklarının altına gömüldü; bilim de (varoluş mücadelesi ve en kuvvetlinin hayatta kalması teorisinde ifade edilen) bu eşitsizliğin hayatın zarurî bir şartı olduğunu iddia ediyor; yönetimdeki azınlığın işine geliyor diye milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi yaşamın en sıradan ve gerekli ve sürekli vuku bulan yönlerinden birisi olarak görülüyor.
Kanaatimce, zalim Neron'un1 ’bile girişemeyeceği bir işe girişen sıradan bir müteşebbis, çok bilmiş doktorlarının tavsiyesine kanan hastalıklı zenginlerin banyo yapması için insan kanıyla dolu bir havuz yapmak isteseydi, kabul görmüş ve uygun usullere riayet gösterdiği takdirde hiçbir engelle karşılaşmadan bunu yapabilirdi. Ama bunu, insanları doğrudan kanlarından vazgeçmeye zorlayarak değil, istenileni yapmadıkları takdirde hayatlarının tehlikeye girdiğini ihsas ederek yapardı. Üstelik, topları, tüfekleri, hapishaneleri, darağaçlarını takdis ettikleri gibi o havuzu da takdis etmeleri için papazları; savaşların ve fuhuşhanelerin zaruretini kanıtladıkları gibi böyle bir düzenin zaruretini ve meşruluğunu kanıtlamaları için de bilim adamlarını davet ederdi.
Günümüzde insanlar arasındaki bu korkunç zulmün ana nedeni, dinin yokluğu bir tarafa, insanlara eylemlerinin sonuçlarından kaçma fırsatı veren, hayatın karmaşıklığıdır. Oysa zalim Attila," Cengiz Han12 ve takipçileri için, insanları öldürme eylemi şahsî olarak yüz yüze işlendiğinden belki de rahatsızlık verici birşeydi, bu cinayetlerin sonuçları herhalde daha da rahatsızlık vericiydi: feryat eden akrabalar ve orada buradaki cesetler. îşte bu yüzden onların zulmü sınırlıydı. Günümüzde ise insanları öyle karmaşık iletişim sürecinde öldürüyoruz ve zulmümüzün sonuçları bizden öylesine titizlikle saklanıyor ki, bu eylemin vahşiliğine hiçbir sınırlama gelmiyor. Bazılarının diğerlerine zulmü, eşine rastlanmadık boyutlara ulaşıncaya dek devam edecek.
Bir kişi toplumdaki yerini vasıfsız işçi, zenaatkâr, memur veya tacir olarak tanımlamışsa, tanımladığı konumda çalışacağını düşünür. Aynı şekilde, insanlar dünyadaki konumlarını şu ya da bu şekilde tanımladıktan sonra, kaçınılmaz olarak bu tanıma (ki, bu, bazen bir tanım bile olmayıp muğlak bir şuurdur) uygun hareket ederler