Adı:
Din Nedir?
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757969044
Orijinal adı:
A Confession and Other Religious Writings
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Günümüz okumuşlarının anlayışına göre din lüzumlu değil: ya onun yerini bilim alacak ya da çoktan aldı bile. Oysa tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de tek bir insan toplumu veya tek bir aklı başında kişi dahi dinsiz yaşamamıştır ve yaşayamaz da. Aklıbaşında kişi diyorum, çünkü aklıbaşında olmayan kişi tıpkı bir hayvan gibi dinsiz yaşayabilir. Aklıbaşında bir varlık dinsiz yaşayamaz; çünkü öncelikle ve sonrasında neyi yapması gerektiği konusunda ona hakikaten yol gösteren sadece ve sadece dindir. Din ona yaratılışı gereği verildiğinden aklıbaşında hiçbir insan dinsiz yaşayamaz.
80 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Din Nedir? TOLSTOY
Din nedir? Kitap ismiyle bile beynimde şimşekler çakılmasına neden oldu. Gerçekten din nedir? Ona, buna göre değil, bana göre din ne idi? Öldürmek, yakıp yıkmak, diğer dinlere duyulan saygısızlık, din, dil, ırk ayrımı? Yada sadece "sevgi" sözcüğünün kapsadığı tüm anlamlarmıydı? Dünyayı güzelleştiren her ne varsa hepsinin toplamı belki de din nedirin cevabıydı...
Beni çok etkileyen bir isimdir Tolstoy, bu kitabı okuduğumda bir çok düşüncemi onun düşünceleri ile örtüşür bulunca daha bir mutlu oldum.
Bu kitabı neden okumalısınız, bir kaç alıntı yaparak cevap vermeye çalışacağım;
"öfkeli, kin tutucu bir Tanrı'yı bildiren ürkütücü öğretilerden daha ahlaksızca bir şey olamaz."

"Ana babaların, yöneticilerin ve öğretmenlerin çocuklara teslis, bakire Meryem, indralar, trimurti, burdalar, hz. Muhammed' in göğe yükselmesine dair çağdışı ve akla sığmaz öğretiler yerine, sade gerçekleri, bütün dinlerin herkesçe paylaşılan taraflarını, insandaki tanrısal ruhun metafizik özünü ve kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkalarına da öyle davranması gerektiği, biçimindeki kılgısal yasayı öğretmeleri seçilmelidir."
" Din ne bilinen bir zamanda gerçekleştiğine inanılan kimi doğaüstü olaylara bir seferliğine beslenen inanç ya da bilim adamlarının sandığı gibi, günümüz hayatında hiç bir şey ifade etmeyen eski cehalete ait hurafelerin kalıntısı da değildir. Din, insan ile ebedi hayat ve Tanrı arasında akla ve çağdaş bilgiyle tutarlı olarak kurulan ve insanlığı amacına kilitleyen bir bağdır."

Bu güne kadar inandığınız ve belkide hiç sorgulamadığınız gerçeklerle yüzleştiren, bu anlamda acımasız bir o kadar da gerçek bir kitap okuyacaksınız. Mutlaka okumalarınız arasına sıkıştırıp okumanızı tavsiye ediyorum...
Sevgiyle ve kitapla kalın...
188 syf.
Dinin insanlığın esenliği için inkar edilemez bir hakikat olduğuna inanıyor Tolstoy. Fakat insanların kurnaz bir varlık olması tespitine dayanarak, çeşitli saptırmalar ve çıkarlar sebebi ile hakiki dinin çarpıtıldığını düşünüyor. Buradan yola çıkarak Allah ile insanın arasına araçlar sokulmasının meşru sayılmasını eleştiriyor. Dünyanın altı bin yıl önce yaratılması, tüm hayvanların gemiye sığması gibi konuları akla muhalif buluyor. Bütün dinlerin ( ki tamamını eleştiriyor ) temel ilkesinin, yani tüm insanların eşitliğinin unutulduğunu, bile bile ihmal edildiğini ifade ediyor.

Sonra diğer tarafa dönüyor ve dinsizleri de eleştiriyor. İç dünyalarındaki çelişkileri saklamak için karmaşık deliller toplayarak, insanların dikkatini önemli ve asli olandan uzaklaştıran, ona göre yalanlar içinde kalmasını mümkün kılan bir sürü faydasız saçmalığın zihinleri doldurduğunu / dolduracağını iddia ediyor.

Eleştirilerden bilim de nasibini alıyor tabi. Zamanın tüm bilimsel tetkiklerinin cevap bekleyen asli sorudan kaçtığını, hiçbir yere götürmeyen fakat süreç ilerledikçe karmaşıklaşan ikincil meseleleri incelediğini düşünüyor.

Yani aslında din konusu ile ilgili her yönü / bölümü sorguluyor. İnsanların şuursuz imansızlığına ve sözde eğitimli diye tabir ettiklerinin de imanı şuurlu biçimde inkar etmesine karşı çıkıyor. İnsan hayatının en yüce kanununun sevgi kanunu olduğunu söyleyerek hakiki dinde sabit kalınması gerektiğini söylüyor. Ve yaptığı tüm sert eleştiriler sebebi ile de kilise tarafından aforoz ediliyor.

Kitapta yazara katıldığım fikirleri de oldu, kesin bir şekilde itiraz ettiklerim de. Ama sonuç olarak her düşüncede insanın okuyabileceği, inananların da inanmayanların da kendisine artı değer katabileceği bir kitap olduğu gerçeği inkar edilemez.

Keyifli okumalar ...
192 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Sevgili yazar Tolstoyun bu kitabı cok farkli geldi Elestirdigim katildigim katılmadığım kisimlar tabiki oldu bazı cümlelerin yenilendiğini düşündüm hatta ama eseri oldukca begendim ve mutlaka okunmalı tabiki doğru bir zaman ve ortamda sindirerek islami eserlerden sonra okunmalı inançla ilgili bilhassa; zira kitapta Tolstoy Hristiyanligin kurtuluş olduğunu ve öğretilerini nasilligini daha çok anlatıyor bu tür inanç felsefe kitaplarına dikkat edilmeli.Çünkü Hıristiyanlığı bide islami nazarla okumali ilkin.Begendigim kısmı kendi açımdan dinin gerekli olduğundan bahsedip dinsiz insanın yüreksiz insana benzemesi tanımını yapması oldu.Yani düşündüğüm zaman inanç olmadan hayatin anlamaminin olmayacağını düşünüyorum doğru yanlışlığı farketmez kesinlikle.
Genelde diğer ilimlerle harmanlayarak dinin tanımını yaptığı ve hayatin ayrılmaz parçası olduğunu bölümler halinde ifade etmiş bu kıymetli kitabında.Bulundugu cagin zihniyetini tabiki. Mesela İnsanların artık dini kuralların güncelliğini yitirdiğini, bunun yerine insanların koyduğu sosyal kuralların geçerli olması gerektiğine inandıklarından bahsederek bu görüşlere karşı dini savunurken kiliseyi yerden yere vurması görüşleri olabilir.
Sonra( romanında aslında roman olarak tam görmedim bence daha çok felsefe ve düşünce yazısı gibi geldi ondan eser diye yaziyorum ) din sorusuna şöyle özetle en cahil insanın anlayabileceği şekilde, insanın tanrıyla arasında olan bağ olarak tanımlamış.Diger taraftan ateist olan birinin ahlak sahibi olamayacağını belirtmesi çok da anlaşılabilir bir şey değil belki de.Ayrıca Hristiyanliktan oluşundan şeklinden Ve Allahtan Hz.Isadan sürekli bahsedip dogru ögretiyi anlatiyor.Ahlaksizlik ve yanlışlardan bahsedip dinden uzak olduğunu sevgiye dair bir dinin olması gerektiğini yine ifade ediyor.Benim en çok beğendiğim kısım eserde iyi kötü ve günah ve Tanrı tanımlarının yapılması ve bir-çok filozofun sözünün kullanılması dinin bugünkü halinden bahsettiği kısımlar oldu.
Kitabın ilk başında anlattığı kısımlar daha çok dinin kendi özünden uzaklaşıp değiştiğinden sapmasindan ve bu sekilde insan hayatinda bos bir metaya dönüştüğünden ise yaramaz olduğunu anlatmış.

Dikkatimi çeken kısım şu oldu;
şimdi Tolstoy iki gruptan bahsediyor yani eserde şöyle ki İnsanları ilkin ruhuyla inanip iman eden, bu imanını zihnine kabul ettirerek hareket eden ve önce düşünceleriyle olayları kabul eden ve daha sonra ruhuna kabul ettirenler olarak iki grup olduğunu söylemiş şimdi İlk gruptaki insanların düşünceleri oldukça basit durumdayken ikinci grubun oldukça karmaşık bir düşünce yapısı olduğunu söylüyor bunun için şunu delil olarak sunuyor ; iman eden insanlar için tek bir ilahi kitap yeterken ikinci grup için ceza kanunu, medeni kanun gibi bir çok kanunla sosyal hayatı düzenlemek zorunda olduklarını söylüyor. Ayrıca devaminda Dinsiz dedigi insanların normal yaşamlarının bile karmaşık ve yanlış olduğunu anlatmış .Mucize bahsinde miraç hadisiseyle ilgili söylediği saçmalık ve aldatmaca olarak ornek içinde bir müslüman olarak bu nitelendirmesini sevmedim haliyle.

En çok beğendiğim sayfa olan 44 ve devamına baktigimda çok fazla alti çizili cümle olduğunu görüyorum sebep şu dinin kendi kurallarına göre yaşanması gerektiğinden bahsetmesi ve insanların kurallarına göre yasamamasi gerektiğini anlatmasıdır.Hayatı Anayasa tüzük , ceza kanunu, mecelle iste her türlü kural vs gibi kanunlarla düzenleyerek yonetme büyük bir iş yaptıklarını sananlara karşı da şunu söylüyor. 'Bazıları eşit olduğu halde neden başkasını yarğılayabiliyor' Yani özetle aslında  Bugunku Dinin Hepimizin birarada yaşadığı dünyada insanların eşitliğinden daha fazla zengin sınıfın haklarını ve çıkarlarını korumak için kurulduğunu ve bunun öyle olmadığını devamında söylüyor
Din kurallarını elinde taşıyan ve öyle olduğunu sananlara iktidara zorbalara karşı bilhassa sert bir üslup ve eleştiri vardı.Dinin yozlaştığını anlatıp yer yer toplumu da suçlamış günümüzden oldukça izler taşıyor eser.

Iyi okumalar...
192 syf.
·5 günde·4/10
Tolstoy'un ilk kez Hz. Muhammed kitabını okuduktan sonra onu İslam'a yakın biri olarak görmüştüm ama bu kitabı okuduktan sonra daha kapsamlı ve bambaşka bir kişilikle karşılaştım.



Yazdıklarından anladığım kadarıyla her şeyden önce Tolstoy, Hristiyan toplumun selametini isteyen dertli ve samimi bir Hristiyan.

<Kısacası, Hristiyan dünyası insanlarının sefaletinin ardındaki sebep, insanların şuursuz imansızlığı ve sözde eğitimli insanların da imanı şuurlu biçimde inkâr etmesidir.>
bu ve benzeri sözlerle kitapta tahrif edilmemiş Hıristiyanlığa dönülmesi gerektiğini vurgulamış.


İlk kez öğrendiğim başka bir bilgi de; Hristiyanlıkta savaşta bile olsa insan öldürmenin yasaklanmış olması ve bazı Hristiyanların dinlerine bağlı olmayı dava edinerek bedel ödemiş olmaları.

<Ferrucius bunu gayet sarih ve kararlı bir dille açıkladı ve bu yüzden idam edildi: "Hristiyanların, adil bir savaşta bile, hatta Hristiyan hükümdarların emriyle bile, kan dökmesine izin yoktur." Dördüncü asırda, Celeris Psikoposu Lucifer, Hristiyanın en kıymetli nimeti olan imanını "başkalarını öldürerek değil, kendisi ölerek müdafaa etmesi gerektiğini öğretiyordu.>

<Bir süredir, sayıları giderek artan genç insanlar askerliği reddediyor ve Allah'ın emrine ihanet etmektense, maruz bırakıldıkları bütün zalimce işkencelere katlanıyorlar.>
Demek ki, hidayet sadece samimiyetle olmuyormuş. Burada bahsedilen Hristiyanlar Allah'ın dinine bağlı olduklarını düşünerek işkencelere katlandılar ama çektikleri hiçbir işe yaramadı.


*****

"Hiç şüphesiz, Allah katında (tek ve gerçek) din İslam'dır."
(Al-i İmran, 19)

*****


Tolstoy'un laikliğe ve sekülerizme karşı olması mantıklı ama yazdıklarının bir kısmı akılda soru işareti bırakıyor. Bugüne kadar ilk kez karşılaştığım bir fikir; Tolstoy, hem hükümete karşı hem devrimcilere hem de bütün siyasi yapılara ama insanların ne şekilde yönetileceğiyle ilgili hiçbir fikir belirtmemiş, ayrıca şiddete tamamen karşı ama adaletin nasıl sağlanacağıyla ilgili hiçbir fikri yok gibi görünüyor.

<Halbuki, senatörün, bakanın, kralın ve siyasi parti liderinin yaptığı iş, cellat ve casusun yaptığı iş kadar insan yaratılışına yabancı, iğrenç ve adidir; belki daha aşağıdadır, çünkü riyakârlıkla örtülmektedir.>

<Anlamalısınız ki, zorlamayla başka insanların yaşamlarını düzenlemeyi amaçlayan hiçbir faaliyet insanların saadetini temin edemez.>


Ve en sonunda kitabını diğer kitaplarında da olduğu gibi Sevginin önemini anlatarak bitirmiş.

<İnsan ruhunun esasını teşkil eden şey sevgidir, hakiki sevgidir; Hz. İsa'nın öğretisinde bildirilen ve her türlü şiddetin teklifini bile dışlayan sevgidir.>
192 syf.
Tolstoy çok dertli bir abimizdir. Yaşamı boyunca hayatı ve dinleri sorgulamış ve mensubu olduğu Hiristiyanlık dinine yaptığı eleştiriler sonucu aforoz edilmiştir.

İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Kitaptaki Hiristiyanlık, Papaz gibi kelimeleri çıkar yerlerine Müslümanlık, Hoca kelimelerini koy hiç sırıtmaz.

Bu kitabı okurken kendimize şu soruları sormamız gerektiğin hissediyorsunuz:
Acaba bizim yaşadığımız din hangisi?
Allah'ın indirdiği din ile Yaşadığımız din arasında ne gibi farklılıklar var?
Nasıl bir Tanrı algısına sahip olmalıyız?
Din birilerinin tekelinde olmalı mıdır?

Bu kitap bu soruları kendimize sormamızı ve cevapları bulmamızda da bize yardımcı oluyor.

Bundan dolayı okumanızı tavsiye ederim.
192 syf.
·Puan vermedi
Akıl bütün yanlışların kaynağı gibi gösterildi inciler sağlıklı aklın ışığında değil, kilise üyelerinin istediği gibi yorumlandı.

Kendilerine uygulanan hipnotizmayı iman olarak kabul ettiler.

Din süsü verilmiş şeyleri yıkıp gerçeği benimsemiyorlar.

Bir kişinin dürüstlük düzeyi manevi olgunluk düzeyinin işaretidir.
80 syf.
·1 günde
Kitap güzel fakat çeviri rezalet...
Hristiyan bile yazamayan bir çevirmen kitabı resmen katletmiş.
Tolstoy bu eserinde din hakkındaki görüşlerini dile getirmiş fakat sadece bununla yetinmeyip dinin nasıl yozlaştırıldığını da anlatmış. Okurken yaşadığı dönemden ziyade günümüz din anlayışını anlattığı düşündüm ve birçok konuda haklı olduğu gerçeği ile karşılaştım.
Göze batan yazım yanlışları olmasına rağmen okurken kendini içeriğe kaptırmak mümkün.
192 syf.
·3 günde·8/10
Tolstoy bu eserinde sadece dinin tanımını sorgulamamış, kısa bölümler halinde dinin özünden nasıl saptırıldığı, toplumsal ve siyasi ahlakın, idarenin nasıl yozlaştığı konularında tespitlerde bulunup eleştiriler yapmıştır. Bütün eleştirilerine katılmasam da okuyucuya farklı bakış açıları ve çağından örnekler sunması ilgi çekici.
Sevgi kanununu, hayatın yüce kanunu yapmak, insan haklarını korumak ve uygulamak hayatımızın temel taşı olsun, işte o zaman neye inanıyorsak inanalım bence ruhen en temiz kişiler oluruz.
192 syf.
Kitabı başta okuyunca karmaşık geldi pek birşeyleri anlamadım ama sonrasında Hristiyanlık ve kiliseyi sorguluyarak İslamiyeti anlatıyor diye düşündüm çünkü İslamiyet hakkında bazı yazıları ve yazarın ifade ettiği bazı düşünceleri bana mantıklı geldi ve bu düşünceye kapıldım.

Sonra bir umut belki kitabın sonunda İslamiyeti savunur anlatır diye ümit etmiştim ama Tolstoy İslamiyet ile hristiyanlığı benzer bir şekilde hatta İslamiyetten üstün ifade ettiği kanısına vardım. Savunduğu tek şey Hristiyanlık ve ispatlamaya çalıştığı ise Hristiyanlığın Kiliseli Hristiyanlıktan farklı olduğunu ispat ediyor ayrıca iki görüşü benimsiyor:

Birincisi: "Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasını yapma"

İkincisi: Her ne olursa olsun herşeyi sevgiyle karşıla ki bu sana karşı nefret ve kötülük ile gelen biri olursa dahi yani yazar şiddete "SEVGİ" ile karşı çıkılmasını vurguluyor.

Yazar ayrıca felsefe ve bilimin dine ve imana etkisi olmadığını belirtiyor.

Açıkçası bana çok da faydalı bir kitap olmadı yani benimsediği düşüncelerin ve paylaştığı bazı fikir ve yazıların doğruluk payı olabilir ama özellikle son kısımlarda farklı yabancı yazar ilahiyatçıların vs. sözlerinin ve incilden alıntılar yapması, ve İslamı saygı çerçevesi dışında kelimelerle ifade etmesi bana daha çok okuyuculara sanki din nedir sorusuna haşa İslam değilde Hristiyanlık gibi yada ikisini benzer bir şekilde tasvip eder gibi izlenim yarattı bu benim hoşuma gitmedi.
192 syf.
·Puan vermedi
Tolstoy'un günümüz sorunlarını irdelediği eseri. Devlet eliyle adalet kisvesi altında uygulanan, şiddeti, bilimi , kilise geleneklerinin din adı altında perdeledigi tahrif edilmiş hıristiyanlığı, sözde inananları eleştiriyor . Toplumdaki en buyuk problemlerin Isa'nın ve gerçek hristiyan öğretilerinin yozlaşmasindan kaynaklandığını anlatıyor. Şiddet ile çözülmeye çalışılan problemlerin , idamların , cezalandirmalarin aslında hicbir şeyi çözmediğini aksine toplumu daha büyük hezeyanlara sürüklediğini ; bu problemlerin en buyuk çözümünün gerçek hıristiyanlığa dönmek olduğunu düşünüyor. En büyük kanun sevgi. Insanların ancak sevgi kanununu uyguladıkları takdirde ilerleyebilegini anlatıyor. En büyük öğreti " kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma " . Bu öğretiyi uygulamaya başlarsak esasen tüm sorunların aydinlanacini ,bilimin, yasaların devletin yapamadığını sadece bu öğretiyle yapabileceğimizi söylüyor. Bence haklı. Insanoğlunun en buyuk problemi kendisine asla yapılmasını istemediği bi şeyi başka insanlara , bi topluluğa , kendinden daha fakir veya güçsüz olana gönül rahatlığıyla yapıyor olması Ve bunu yaparken de asla vicdan azabı çekmiyor. Temelde tüm dinlerin bu gibi öğretiler üzerine inşa edildiğini fakat insanoğlu tarafından çıkarları doğrultusunda tahrif edildiğini ve gücü elinde bulunduran azınlığa hizmet etmek için kullanıldığını yazıyor Tolstoy. Klasik yazarlar arasında Tolstoy'un yeri benim icin ayrıdır. Bu kitap onun ne kadar iyi bi gözlemci olduğunu bir kere daha gösterdi bana. Dinlerin gerçek öğretilerine yaklaştıkça insanoglunun aydinlanacagini, sosyalizmin komunizmin ve daha bir çok ideolojinin vaad ettiklerine şiddetle değil ancak gerçek dine bağlılıkla ulaşılabilecegine dair söyledikleri düşünmeye değer. Belki de gercekten dine uyulması gereken kati kurallar bütünü dışında insanlara sevgiyle , vicdanla merhametle donanmayı emreden guzel ahlak öğretisi olarak bakmak ve bu sekilde hayatımıza uygulamak gerek. Belki o zaman etrafımızdaki insanlara gerçekten bize davranılmasını istediğimiz şekilde davraniriz. Adına guzel ahlak , karakter , ıdeoloji veya din diyelim insanlığın ihtiyaç duyduğu en buyuk kazanim gerçekten budur.
214 syf.
Din Nedir?
Neredeyse çoğu insanın üzerinde durduğu bir konu. Benimde aklımı oldukça meşgul eden bir konu. Sorguluyorum, sorgulamaya devam ediyorum. İnanıyorum, inancım var. Lakin aklımın kabullenemediği konularda var. Böyle kitaplar o yüzden ilgimi çekiyor. Tolstoy’un yeri bende ayrı zaten. Klasikleri seviyorum ama Tolstoy’u daha bir ayrı seviyorum. Ne zaman aklıma bir şey takılsa bu soruların, konuların çok uzun zaman önce Tolstoy tarafından yazıldığını, kitaplarının konuları arasına girdiğini görüyorum. Bu sebepten olsa gerek ona olan hayranlığım da. Oysa daha birçok kitabını okumadım. Ben her şeyin aslında sevgi kavramında çözüldüğünü düşünüyorum. Tolstoy İnsan Ne ile Yaşar kitabında buna değiniyor. Diğer kitaplarında da görebiliriz sanırım. Bu kitapta da her ne kadar din, Hristiyanlık, kilise gibi konular geçse de dikkat ettiğinizde temelde Sevgi olduğunu fark edersiniz. Din Nedir? Kitabı bana biraz İtiraflarımı anımsattı.

Kitapta adından anlaşılacağı üzere Tolstoy’un din üzerine düşüncelerini, felsefesini görüyoruz. Okuduğum kitap 215 sayfa olup Kaknüs yayınları tarafından 1999 yılında basılmış. Üç kısımdan oluşuyor ilk kısımda 17 bölüm var. İkinci kısım tek bölüm, Din ve Ahlak adı altında kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar var. Üçüncü kısım ise Aşkın Kanunu ve Şiddetin Kanunu olarak adlandırılmış. Bu da 19 bölümden oluşuyor. En sonunda ise Ekler var.

Kitap genel olarak belli başlı konular üzerinde yoğunlaşıyor. İlk başta çok ilgi çekici gelse de biraz ilerledikten sonra benzer şeylerin tekrar edilip durması okumamı yavaşlattı. Genel olarak Hristiyanlık, sahte Kilise Hristiyanlığı, Siyasete alet edilen Hristiyanlık ve diğer dinler üzerine yazılanlardan oluşuyor diyebilirim. Hristiyanlık yerine İslam yazınca da pek bir şey değişmiyor. O zaman Hristiyanlığın yaşadığı sorunlar şuan İslam’da yaşanıyor. Yine de Tolstoy’un bu kitabında Hristiyanlığı övdüğünü söyleyebilirim. Ama dikkat! Bildiğimiz kilise Hristiyanlığını değil.

-Kitabın ilk bölümünde bahsedilenleri unutmamak adına notlar almıştım. Aşağıda yazdıklarım konu olarak bölüm sırasıyla gidiyor. Bazı şeylerin tekrar etmem de bundan dolayı.

Teknoloji ile Din konusuna değinmiş. Teknolojinin dini etkisiz hale getirdiğini savunanları eleştirmiş. Okumuş, dine inancı kalmamışların inanıyormuş gibi yaptıklarını, Berthelot’un aksine Bilim’in din yerine geçemeyeceğini, aklı başında olan hiçbir topluluğun dinsiz yaşayamayacağını çünkü insanın hayvanlardan farklı olduğunu söylüyor. Beşikteki çocuğu öldüren meleğin kıssası üzerinden açıklama yapmış. Dinin tanımını en temel tanım olarak Din; insan ve Allah arasındaki bağ şeklinde vermiş. Başkalarının yaptığı tanımlara da yer vermiş.(Vauvenargues, Schleiermacher ve Feuerbach, Bayle, B. Constant, vs…)

Yahudi, Yunan, Brahma, Budist’in dinden ne anladıklarını, Comteu’nun inanç sisteminden o ve onun gibi şeylerin bir din olamayacağını söylemiş. Moliere’inin “gönülsüz doktor ”undan örnek vererek gönderme yapmış. Nasıl kalpsiz yaşanmazsa dinsizde yaşanmayacağını, dinin dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de olduğunu söylemiş. Birden çok din olmasının nedenlerine değinmiş. Dinlerin tahrif edilip doğru yoldan şaştığını, dinlerinde doğup büyüyüp öldüğünü söylemiş. Brahmanizm’in çökmesiyle Budizm, onun çökmesiyle Hristiyanlığın ortaya çıkmasını ondan sonra da İslamiyet’in çıkmasını örnek veriyor. Bütün insanların eşitliği kavramının tüm dinlerde olduğunu, bunun asli ve zaruri özelliği olduğunu söylemiş.

Duygu, akıl ve telkin den bahsetmiş. Bunların biri olmadan diğerinin de etkili çalışamayacağını, hayati önem taşıdığını söylemiş. Bunların din ile bağlantısına değinmiş. Dinde tahrif başladığında duygu ve akıl zayıflar telkin güçlenir görüşündedir. Yaşanan ayrımcılıklardan söz etmiş. Musevilerde Goy, diğer dinde mübarek, günahkar gibi ayrımlardan… Hristiyanlığın bu ayrımcılıkta yerinin ayrı olduğundan bahsetmiş. Din adamı ile din adamı olmayan gibi ayrımlar yapılmış.

Kilise Hristiyanlığının Din adamı ile din adamı olmayan gibi zengin ve yoksul, efendi ve köle gibi eşitsizliklerden bahsetmiş. Asıl Hristiyanlığın, Mesih öğretisinin eşitsizliği kabul etmediğini aktarıyor. İncile yapılan eklemelerden söz ediyor. Bu eklemeye göre güya Hz. İsa semaya çıkarken bazı insanlara ki bunlar din adamları, yetki vermiş. Kilise’yi eleştirmiş. Hem aklın hem de kutsal sayılan kitapların üstüne çıkarılmış. Vaftiz saçmalığına değinmiş. Dindeki birçok öğretinin saçma olduğunu söylüyor.
İman dan bahsedilmiş. Atomların tesadüfen bir araya geldiğini düşünen şuurdan, ruhumuzun hayvanlardan geldiğine inanan Hindu örneğini vererek günümüz insanlarının imanın ne olduğunu bilmediklerini dillerinde tekrarladıklarını söylüyor. Kilise Hristiyanlığının iman ile olan anlamsız ilişkisini yorumluyor.

Atilla ve Cengiz Han’ın zalimliklerinin din adı altında yapılan zulüm kadar kötü olmadığını, en azından onların yüz yüze yaptığını, din adı altında yapanların sahne arkasında işlediklerine değiniyor. Günümüz insanlarının teknolojinin ilerlemesine rağmen hayattan zevk alamadıklarını söylüyor. Bir de şimdiki teknolojiyi görse neler derdi kim bilir…

Ahlak hiçbir dönemde bu kadar ayaklar altına alınmadığı düşüncesinde, fakir ve eğitimsiz insanların din adı altında en çok kullanıldıklarını fakat aslında imanın ne olduğunu bilmediklerini, Hristiyanlık kavimlerin dinden kopmaları ile başıboşluğun, hırsızlığın, cinayetlerin arttığını söylüyor. Düşününce Hristiyanlık için dedikleri şuan İslam içinde geçerli.

Dine gerek olmadığını söyleyenlerin Hakikate günümüz inananlarından daha yakın olduğunu, dinin yokluğundan dolayı günümüz insanlarının zalim, vahşi ve ahlaksız olduğunu söylüyor. İncil’den İnsanların karanlığı aydınlıktan daha çok sevdikleri ile ilgili örnek vermiş. Nietzche’nin fikirleri hakkında konuşmuş. Onu olumsuz şekilde eleştirmiş. Türk sultanlarının neyi koruyor her şeyden fazla neyin üzerine titriyor sorusuna cevap vermeye çalışmış. İktidar orduya, ordu dine dayanır diyor. Haklı da… Nasıl kitleler sahte bir dinin etkisindeyse sözde aydınlaşmış kimselerde sahte bilimin etkisindedirler görüşünü dile getirmiş. Eğitim ile dinin nasıl aşılandığını, sorgulamadan belli kalıpların öğretilmesi sonucu oluşan akıldaki çelişkilerin insanın nasılda korkunç bir tahrife uğradığını görebiliyoruz. Güçlü olmayan şahsiyetler büyüdükleri aldatmacadan kurtulamazlar diyerek güzel bir vurgu yapmış.

Dinler harici biçimlerde birbirinden ayrılsalar da temel ilkelerde hepsi aynıdır görüşünde. Sana nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına öyle davran ilkesi ile ilgili yazmış. Dinlerdeki akla mantığa sığmayan davranışları(Teslis, Bakire Anne, İndralar, Hz. Muhammet’in Miracı) yerine Allah’ın bir ruh olduğu ve onun tecellisinin içimizde hüküm sürdüğü, bu ruhun gücünü yaşantılarımızla artırmamız gerektiğini söylüyor. Düzenli bir insan toplumu inşaa etmenin kuvvetten geçtiği görüşünün benimsenmesinin dine olan etkisine değinmiş. Din süsü verilmiş aldatmacayı yıkıp hakikati benimsememelerinden yakınmış. Bir kısır döngü haline gelmiş bu durumdan hükümetlerin neden çıkarmadıklarını, onlar yapmıyorsa sahte dinlerin aldatmacasından kendini kurtarmışların neden bu görevi üstlenmediği açıklamış. Yüksek sınıfa mensup olanların, kitlelerin sorunlarını dert ediniyormuş gibi görünseler de işin öyle olmadığı, buna rağmen hayatını dini için feda edecek kimselerin oldukları, bunların küçümsendikleri, mahkum edildikleri, kısır döngüyü böyle insanların parçalara ayıracağını söylemiş.

-Kitabın ikinci bölümü olan Din ve Ahlak’ta Tolstoy’un kendisine sorulan sorulara cevap olarak yazdıkları yer alıyor. Dinin dört tanımı üzerinden açıklamalar yapmış. İman nedir sorusuna cevap vermeye çalışmış. Önerilerde bulunmuş. En sonunda ise özet şeklinde iki soruyu iki cümlede cevaplamış.


-Kitabın üçüncü bölümü olan Aşkın Kanunu ve Şiddetinde de benzer şeyleri görebiliriz. Önsözde kabir kapısına gelmişken susmayıp bildiklerini anlatacağını söylüyor. Her bölüm başında alıntılar var. Bazıları kendine bazıları başka yazarlar ait.

Hristiyanlığın tahrifi, insanların inançtan uzaklaşması, insanların elinde hayatın anlamı kalmadığından bahsetmiş. Bir şeyi herkes yapıyor diye o şey doğru olacak değil.(Bunu zamanında Fizik hocamız kavratmıştı). Hristiyan ülkelerin birbirlerinden nefret etmeleri, büyük devlet olamamaları, Kilisenin yalanlarından, Katolik, Ortodoks, Luther’den bahsediyor.

Şiddete değiniyor. Hristiyan milletlerin arasındaki hayatın korkunç bir hal almasından, bunun nedenlerinden, Kilise konseyi, yalanları ile milyonlarca insanın kanına giren, İsa Mesih’in asıl öğretisinin gerçek anlamını anlamadıklarını, Hristiyanlık dini yaşamaktan çok alışkanlık olması, Kalpte değil de dilde olması, Kilise Hristiyanlığı bozsa da anlam ve önemini herkesin bildiğini söylemiş.

Hristiyanlığı övmüş. Şahsi gaye değil de birlik beraberlikten bahsetmiş. Hristiyan milletlerin yanlış anlayıp, hayatı yıkan bir dini benimsediklerini, Sevginin kurtuluşa götüreceği, her dinde bunun var olduğunu. Merhamet, şefkat, hayırseverlik gibi duyguların diğer dinlere göre Hristiyanlığın bu duygulara daha yakın olduğunu söylemiş.

Şiddet olmadan hayatın olabileceğini idrak edemiyorlar düşüncesinde. Hz İsa’nın öğretisinin hakiki anlamı sevgiyi hayatın yüce kanunu olarak kabul etmek olduğunu söylüyor. Cehennem kelimesinin yanlış yorumlanması sonucu dine çok zarar verdiğine değiniyor. İçimizdeki kötülükten arınmamız gerektiği, asıl Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın öldürmeyi değil sevmeyi öğrettiğini söylemiş. Hristiyanlığın ayrıcalıklı sınıfların aleti olup hakikatten uzaklaşması değinmiş. Hristiyan asker olamaz ve birini öldüremez. Kilise Hristiyanlığı hakiki Hristiyanlığın düşmanıdır. Hristiyan ve asker mevzusunu uzunca anlatmış. Hristiyan asker ve yine sevgi üzerine durmuş. Hayatı kurtaracak şeyin Hristiyanlık olduğunu söylüyor. Şiddeti dışlayan hakiki Hristiyanlık…

İnsanın ruhu yaradılıştan Hristiyandır demiş. Övmüş. İnancım gereği kitapta katıldığım yerler kadar katılmadığım yerlerde var. Örneğin bu görüş.

Kilise dini aldatmacası ve siyasetinden kurtulabilseydik asıl engel insanların ruhundan silinirdi sonucuna varmış. Uyanmış insan devlet denilen şeye inanmaz, Hükümetsiz otoritesiz nasıl yaşarız sorusuna cevap aranmış. Devlet geçici bir şeydir demiş ve açıklamış. Ahlak çağından uzak olmaktan yakınmış. Şiddeti meşrulaştıran sosyal yapıdan, Devletlerin işledikleri büyük suçlara, Sahte Hristiyanlık ve hükümet aldatmacasından kurtulmaya, Şiddet ile birlik olmayacağına, Birlik beraberlik çözümü barındırdığını söylemiş. Yeni bir hayat tarzına girmemiz gerektiği görüşünde…

Kitap sonunda ekler var. Burada; Rusya’daki mevcut yapının çökeceğinden, cinayet işlemenin bir mazeretinin olamayacağı, sahte dini öğretilerden kurtulanların sayısı artsa da sahte devlet öğretilerinden kurtulamadıklarına değinmiş.Gerekli olanın, kötülüğe karşı şiddeti yasaklayan Hz İsa’nın öğretisini hatırlatmak olduğunu söylemiş.

Buraya kadar okuduysanız kitap hakkında aklınızda bir şeyler oluşmuştur. Bence ağır bir kitap sayılır. Din dedik mi bana ağır geliyor. Ondan öyle demiş de olabilirim.
...bir tarafta yalanlar, diğer tarafta hakikat; bir tarafta nefret, diğer tarafta sevgi; bir tarafta geçmişin eziyetleri, diğer tarafta geleceğin taze sevinçleri.
Yalan yaşamdaki zulme destek oluyor, zulüm giderek daha fazla yalan gerektiriyor ve böylece ikisi, yuvarlanan kartopu gibi, hiçbir sınır tanımadan büyüyorlar. Ama herşeyin bir sonu var.
Fransız yazar La Boetiet "Gönüllü Kölelik" başıklı makalesinde şöyle açıklamıştı:
"Zorbaları müdafaa eden ne silahlar, ne de silahlı adamlar -şövalyeler ve askerler- değil; inanması zor ama, üç-dört adam bir zorbaya destek veriyor ve bütün ülkeyi ona köle yapıyor. Zorbanın en yakınındaki dairede bulunanlar beş ya da altı adamı geçmez. Bu adamlar ya kurnazlıkla onun gözüne girmişler ya da onun tarafından seçilmişlerdir. Zulmünün suç ortakları, zevkü sefasının yoldaşları olmak ve çapulculuğuna paydaş olmak için. Bu altı kişinin gücü altında, zorbaya nasıl davranıyorlarsa onlara da öyle davranan altıyüz kişi bulunur. Bu altıyüz kişinin altında, hırslarına ve zulümlerine hizmet etmek şartıyla vilayetlerin ve mali işlerin yönetimine seçtikleri altıbin kişi vardır. Bunların da altında daha büyük bir
maiyet bulunur. Meselenin özüne inmek isteyen kişi görecektir ki sadece altı bin kişi değil, zorbaya bu zincirlerle bağlanmış yüzbinlerce, hatta milyonlarca kişi vardır. Bu yüzdendir ki kamu görevlerinin sayısı arttırılıyor ve bu da zorbanın işine yarıyor. Ve bu görevlere gelenlerin hepsi aynı zamanda kendi ceplerini de dolduruyor-
lar ve bu "ganimet"lerle de zorbaya mahkum oluyorlar. Zorbanın yardakçısı olanların sayısı o kadar çoğalıyor ki hürriyet isteyenlerin sayısına yaklaşıyor. Doktorların dediği gibi, bedenimizde zehirli birşey varsa, bütün kötü sıvılar sağlıksız noktaya akacaktır. Yönetim
için de aynı şey geçerlidir; bir zorba vücuda getirilir getirilmez, devletin bütün kokuşmuş süprüntülerini -sırf şahsi çıkarlarının peşinden koşan, onun bunun malını gaspeden, yağmaya katılmak ve baş zorbanın altında küçük zorbalar olmak için biraraya üşüşen,
bütün hırsız güruhlarını ve hiçbir işe yaramaz tembelleri- etrafına toplar.
Düzen ve ahlak muhafızları tarafından kanun kılığında işlenen ve gitgide sıklaşıp gaddarlaşan ve din namındaki sahte vaadlerle meşru gösterilen suç ve şiddet eylemleri ne kadar çoğalırsa, insanlar da hayatlarının kanunun sevgide ve komşularına hizmette değil, birbirlerini ezme ve yutma mücadelesinde olduğu fikrine o kadar bağlanacaklardır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Din Nedir?
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757969044
Orijinal adı:
A Confession and Other Religious Writings
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Günümüz okumuşlarının anlayışına göre din lüzumlu değil: ya onun yerini bilim alacak ya da çoktan aldı bile. Oysa tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de tek bir insan toplumu veya tek bir aklı başında kişi dahi dinsiz yaşamamıştır ve yaşayamaz da. Aklıbaşında kişi diyorum, çünkü aklıbaşında olmayan kişi tıpkı bir hayvan gibi dinsiz yaşayabilir. Aklıbaşında bir varlık dinsiz yaşayamaz; çünkü öncelikle ve sonrasında neyi yapması gerektiği konusunda ona hakikaten yol gösteren sadece ve sadece dindir. Din ona yaratılışı gereği verildiğinden aklıbaşında hiçbir insan dinsiz yaşayamaz.

Kitabı okuyanlar 576 okur

  • Sinan Çelik
  • Galip Tunc
  • Ela Atabay
  • Çiğdem Sayın
  • YaSabır!
  • Sultan Sağlam
  • Castiel
  • Serap Fildişi
  • Halim
  • Betül Aydemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%24.7
25-34 Yaş
%26
35-44 Yaş
%28.8
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%4.1
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.3
Erkek
%65.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.1 (17)
9
%12.1 (17)
8
%13.5 (19)
7
%14.2 (20)
6
%3.5 (5)
5
%5 (7)
4
%0.7 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları