hayır, insan istediği gibi yaşayamaz, doğrudur. yoksa insan en derin zekanın bile içinden çıkamayacağı bir çelişmeler karanlığına düşer. bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. işte insan hayatta kendi istediğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte...
biliyor musun andrey, benim asıl sorunum içimde ne yakıcı ne de kurtarıcı hiçbir ateşin yanmaması. hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. hayır, benim hayatım sönük başladı. tuhaf, fakat böyle. kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim.
"insanın ağrına giden ne biliyor musun ? onların yalan söylemeleri değil; yalan her zaman bağışlanabilir, tatlı bir şeydir, çünkü yalan öyle ya da böyle insanı mutlaka gerçeğe götürür. insanın ağrına giden şey onların yalan söylemeleri değil, söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları."