ne istediğim sorulduğunda, hiçbir şey istemez hale gelirdim. “ne fark eder, nasıl olsa beni eğlendirecek bir şey yok” düşüncesi hızla harekete geçerdi. aynı şekilde insanların verdikleri şeyleri, her ne kadar zevkime uymasa da bir türlü reddedemezdim. bir şeyi istemediğimi söyleyemez, istediğim şeyleri de, gizli saklı çalıyormuşum gibi acı bir tatla, sözcüklere dökemeyeceğim bir korkuyla alırdım. yani iki şeyden birini bile seçmeye gücüm yoktu.
eczacı kadınla yüz yüze geldiğim anda, kadın yüzüne flaş tutulmuş gibi başını kaldırarak, gözlerini fal taşı gibi açıp sopa yutmuşçasına doğruldu. fakat o koca koca açılan gözlerde şaşkınlıktan ve aşağılamadan eser yoktu ve tamamen yardım istermiş gibi hüzünlü bakıyordu. offf, o da kesin çok mutsuz bir insan, çünkü mutsuzluklar karşısında çok duyarlı.