Hepimiz iki büyük korkunun, ölüm korkusu ile yalnızlık korkusunun zincirlerine vurulmuş değil miyiz? Onları bir başımıza taşıyamadığımız için, onları unutabilmek için türlü duygular yaratmışız. Sevgi de kendimizi avutmak içindir. Seveceğiz, sevmeğe inanacağız ki sevilelim; yani bizi düşünen, ölmemizi istemiyen, bizim ölmemizden belki bizim kadar korkan kimseler bulunsun. Böylece korkularımızı birleştirirsek , önüne geçilmez diye titrediğimiz sona belki karşı koyar, onu hiç olmazsa geciktiririz.
Asıl yüzünün çirkin olduğunu anlayıp da onu hem başkalarından, hem kendi kendinden gizlemek isteyen, bunun için çırpınan bir kimsenin iki yüzlülüğüne suç diyebilir miyiz?
Bir başımıza kalmaktan, belki biricik gerçek alemimiz olan kendi içimize büzülmekten, hep onun yoksulluklarını çekip ifritleri ile boğuşmaktan ürkmeseydik dost, arkadaş edinmeye özenir miydik?