Herkesin hatırlamayı unuttuğu eski bir dost gibi gelmişti bu haber.
Haftalar önce Hacı gavurun yarına kalmaz sandığımın ölümünü işte tam böyle unutmuş, belkide zihnimde çoktan gömmüştüm. Nihayet Hacı gavurun cenazesi de zihnimin istasyonuna o eski katar gibi yanaşmıştı.
"Cenazeye gideceğiz. Hakkı, Bursa'ya sınava gidecek, sen gel" dedi Peder.
Mehmet'in de dedesi öldü, onun da cenazesi var" demek istedim.
Fakat, "Ölmüş olsa muhakkak ne hissettiğini söylemek için arar" diye düşündüm. Muhakkak hâlâ son nefesini saklıyordu.
Bir zaman bana "Anneannenin ve dayının cenazesini izlerken ne hissettin" diye defalarca sormuştu. Sonra yeniden ve yeniden bir yakınını kaybetmenin, cenazesini izlemenin, ölü sûretine son defa bakmanın nasıl bir his olduğunu konuştuk.
Mehmet'i aramaya karar verdim.
"Belki bugün çıkıp gelecek. Ya da beni cenazeye bekleyecek."
Deden nasıl" diye sordum.
"Bitmez bir uykuda gibi. Bir ara gözünü açıyordu. Şimdi uyanıyor mu belli olmuyor"
Yine de şifalar dilemekten başka bir şey gelmedi aklıma.
"Aslında daha önce de böyle yatağa düştü. Belki yine ayaklanır" dedi.
Henüz bir yakınını gömmediğinden, bir cenaze nasıl beklenir bilmiyordu. Nihayet insan, ansızın gelen bir ölümle her şeyi öğreniyordu.
Ona hacı gavurdan bahsettim.
"Köye cenazeye gidiyorum, gelirsen evde olamayacağım haberin olsun"
Şaşırdı, bu ölümü, dedesinin olası akıbeti üzerinde âlâkadar buldu.
Şu işe bak dedi, "Ben senden önce çıktım evden. Neredeyse cenazeye gittiğim kesindi. Ama olana bak şimdi. Bir de bakarsın bizim ki ayaklanır"
Mehmet, bir başkasından dinlemediği sürece, kendi düzleminde mucizevi dokunuşları inanırdı. Fakat ne zaman başkasından duysa;
"Olur mu canım öyle şey, muhakkak işin içinde baska iş var" der, kendince bir çok ihtimal sayıp dökerdi.
Nihayetinde ikna edemez,