Tam bi kitap incelemesi değil sadece yaşananlar/yaşanabilecekler doğrultusunda hissettiğim birkaç şeyi dile getirmek beni sakinleştirecek. En azından öyle umuyorum.
Tek bir inceleme girilmiş bu kitap için. Bilmiyorum bir katkım olsun. Ayrıca buradaki ilk uzun yazım o yüzden biraz gerildim.
Benim için oldukça önemli bir kitap. Yazar Leslie Feinberg Amerikalı gender queer bi lezbiyen (aynıben), önemli bi aktivist. Stone Butch Blues da onun otobiyografik romanı.
Neler neler okudum şu zamana kadar ama bu kitap okurken en çok zorlandıklarımdan biriydi. Biliyorum 'elin Amerikalısı' bu insanlar. Fakat dünyaya olan etkileri tartışılamaz. Amerika ne kadar progresifse biz de o kadar progresifiz. Amerika ne isterse biz de onu oynayıveriyoruz günün sonunda. Bu yüzden evet her ne kadar onlar elin Amerikalısı olsa da benim kendimi istediğim gibi ifade edebilmemde, sevdiğim insanla birlikte olabilmemde emekleri var. Bundan da öte, Amerikadaki kollektif insan hakları mücadelesinin hepimizin yaşamına etkileri büyük. Çok Amerika fanatiği göründüm, hayır. Yıkıl Amerika enkazını göreyim. İnsanlarının mücadelesine saygım büyük ama.
Bu kitapta yaşananların üstünden 100 yıl bile geçmediğini belirtmek isterim ve evet belki ileriye gittik fakat polis şiddeti, tacizi, tecavüzü hala devam ediyor. Queer bireyler hala öldürülüyor. Hala aileleri tarafından reddediliyor. Hala intihara zorlanıyor. Ayrıcalıklı azınlıktan değilseniz değişen tek şey tarih.
Üstüne üstlük son yıllarda kazandığımız haklar da bugün sağ faşizmi tarafından tekrar elimizden alınmaya çalışılıyor. Faşistler neye gözünü dikmedi ki zaten? Kurtulduğumuz zincirlere geri vurulmak isteniyoruz. Çizgiyi aşan herkes, istedikleri gibi olmayan herkes tehlike altında. Bu sadece queer bireylerin mücadelesi değil. Olmamalı. Bugün bizsek